5 Mayıs 2013

[Blog Tur] Leviathan Uyanıyor - James S.A. Corey | Ön Okuma


Geleceğe Hoşgeldiniz.

Kitap: Leviathan Uyanıyor
Orjinal Adı: Leviathan Wakes
Yazar: James S.A. Corey
Yayıncı: İthaki
Yayın Tarihi: Nisan 2013
Sayfa Sayısı: 508
Seri Adı: Enginlik Serisi
Tür: Bilim-Kurgu, Macera, Gerilim
Goodreads | İlkNokta | D&R

Puanım:
 

İnsanlık güneş sistemini —Mars’ı, Ay’ı, Asteroit Kuşağı’nı ve de ötesini— kolonileştirmiştir. Fakat yıldızlar hâlâ erişilmezdir.
Jim Holden Satürn’ün halkaları ile Kuşak’taki maden istasyonları arasında mekik dokuyan bir buz şilebinin idari subayıdır. O ve mürettebatı Scopuli adındaki terk edilmiş bir gemiye rastladıklarında korkunç bir sırla karşılaşırlar. Bu birileri için uğruna cinayet işlenecek bir sırdır—hem de Jim ile mürettebatının hayal bile edemeyecekleri bir ölçekte. Jim gemiyi oraya kimin ve niye bıraktığını bulamazsa güneş sisteminde savaş çıkacaktır.
Dedektif Miller bir kızı aramaktadır—milyarlarca kişilik bir sistemdeki tek bir kızı. Fakat kızın ailesinde para boldur ve parayı veren düdüğü çalmaktadır. İpuçları onu Scopuli’ye ve isyancı sempatizanı Holden’a çıkardığında Miller bu kızın tüm olup bitenlerin anahtarı olabileceğini anlar.
Holden ile Miller’ın Dünya hükümeti, Dış Gezegen devrimcileri ve gizli şirketler arasındaki ince bir çizgide yürümeleri gerekmektedir—ve şans onlardan yana değildir. Fakat Kuşak’ta farklı kurallar geçerlidir ve küçük bir gemi bile evrenin kaderini değiştirebilir.

Bilim kurgunun alt türlerinden biri olan Space Opera türünde okuduğum ilk kitaptı. Bu nedenle karşılaştırma yapma ya da teknik konuşma şansım pek yok. Ancak ilk kitap için türü gayet beğendiğimi söyleyebilirim.

İnsanlar en sonunda Dünya'nın dışında da yaşamaya başlamıştır. Önce Ay'a ve Mars'a yerleşen insanlar oradan da Jüpiter ve Satürn'ün uydularına da koloniler göndermiştir. Aradan geçen yüzyıllar farklı gezegenlerde yaşayan insanlar arasında ırkçılığı da beraberinde getirmiştir. Artık hepsi Dünyalı değil, ayrıca Marslı ve Kuşaklı'dır da. Artık Güneş Sistemi ikiye ayrılıyor: İç Gezegenler ve Dış Gezegenler. Mars ve Dünya İç Gezegen iken, Jüpiter ve daha uzaktaki gezegenler ise Dış Gezegen kategorisine giriyor. Kitabı okurken aklıma Avrupa'nın Amerika'ya ve Avustralya'ya gönderdiği koloniler geldi. Dünya sanki Avrupa, çok daha ileri teknolojiye sahip olan Mars Amerika, Dış Gezegen olan, Dünya ve Mars kadar gelişememiş ve insanları DNA'ları değiştiği için farklılaşan Kuşak ise Avustralya'ydı. Bu insanlar arasında büyük bir ırkçılık söz konusu ve zaten birbirlerini yok etmenin eşiğindeler. Ama ya birisi çıkıp onlara bir sebep verirse?


"Holden denen o hıyar var ya? Hani o yayındaki? Az önce bizim adımıza Mars'a savaş açtı."
Miller | Sayfa 57


İşte Jim Holden gemisi Canterbury ve içindeki mürettebatlar bilinmeyen bir uzay gemisi tarafından atom bombası ile yok edildiğinde tam da bunu yapacak ve Kuşak ile Mars arasındaki siyasi ilişkileri kopma noktasına getirecek bir videoyu tüm Güneş Sistemi'ne gönderecektir. Bu sırada Kuşak'ta eskiden çok başarılı bir polis iken şimdi alkolik ve kimsenin sevmediği başarısız bir polise dönüşen Dedektif Miller, yeni ve gizli bir görev için araştırma yapmaya başlamıştır. Ailesi tarafından aranan yetişkin bir kadını bulması ve ailesine göndermesi gerekmektedir. Miller, Julie Mao adındaki bu kadın hakkında araştırma yaptıkça yaşanmak üzere olan ilk gezegenler arası savaşla bir bağlantısı olduğunu fark eder. Bir yanda iyilik timsali yakışıklı Kaptan Holden, diğer yanda gerçekçi ve gözü kara Dedektif Miller. İkisi de önce Scopuli sonra da Canterbury'nin yok edilmesinin aslında çok büyük ve iğrenç bir planın sadece başlangıcı olduğunu öğrenecek ve bu planı bozmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaktır.

"Doğru olanı yapabilirim," dedi Holden.
"Doğru olan hiçbir şey yok dostum", dedi Miller. "Önünde yalnızca koca bir tabak dolusu birbirinden biraz daha az yanlış şey var."
Sayfa 329

Leviathan Uyanıyor, Güneş Sistemi'nde geçen bir uzay polisiyesi. Gayet sağlam bir kurguya ve karakterlere sahip olan kitap, 3 kitaplık Enginlik Serisi'nin de ilki. Daha önceki yorumları okuduysanız James S.A. Corey'in Daniel Abraham ve Ty Franck'ın birlikte yazdıkları bu seri için kullandıkları bir takma isim olduğunu öğrenmişsinizdir. Bu da bizim kişisel görüşümüze göre konuyu iki farklı karakterin anlatmasını ve karakterler arasındaki geçişlerde anlatımın az da olsa değişmesini açıklıyor.

Yazarlar kitabı sadece bir uzay polisiyesi olmaktan çıkartıp, işin politik yönünü de işliyor. Ancak bana göre konu biraz fazla uzun. Holden, Miller ve hayatta kalan Canterbury mürettebatı tehlikeli görevlere atılıp asıl düşmanı ararken arada o kadar çok olay oluyor ki kitabın filmini çekmek isteseler en az 3 film çıkartacak kadar malzeme bulmaları mümkün.

Her ne kadar uzun olduğunu düşünsem de kitabın konusunu ve yazarların anlatımını beğendim. Enginlik Serisi'nin devamı olan Caliban's War ve Abaddon's Gate adlı kitapları da çevrildiklerinde okumayı düşünüyorum. Bu türde kitapları seven herkese öneririm.

Kitabı merak edenler için İthaki Yayınları desteğiyle yaptığımız çekiliş Perşembe gününe kadar devam ediyor. 2 kişi bu güzel kitabı kazanma şansı bulacak! Kaçırmayın derim ;) What Happened to Elenda? blogundaki çekilişe katılmak için tık!



Tadımlık Ön Okuma
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Açılış : Julie

Scopuli sekiz gün önce ele geçirilmişti ve Julie Mao nihayet vurulmaya hazırdı.

Bu noktaya ulaşması için bir depolama dolabında sekiz gün kapalı kalması gerekmişti. İlk ikisi boyunca kendisini oraya koyan zırhlı adamların ciddi olduklarından emin bir halde hareketsiz beklemişti. Götürüldüğü gemi ilk saatlerde iticilerini kullanmadığından Julie dolabın içinde serbestçe uçmuş, duvarlara veya o boşluğu paylaştığı atmosfer elbisesine çarpmamak için nazik dokunuşlardan faydalanmıştı. Gemi hareket etmeye başladığındaysa itiş ona ağırlık kazandırmıştı. Julie bacaklarına kramp girene dek sessizce ayakta durmuş, sonra da yavaşça oturarak dizlerini göğsüne doğru çekmişti. Tulumunun içine işemesine rağmen sıcak ve kaşındırıcı ıslaklığı ya da kokuyu umursamıyor, yalnızca kayıp yerde bıraktığı ıslak birikintiye düşebileceğinden endişeleniyordu. Herhangi bir ses çıkartamazdı. Oracıkta vururlardı onu.

Üçüncü gün geldiğinde susuzluk onu faaliyete geçmeye zorlamıştı. Geminin gürültüsü dört bir yandaydı. Reaktörün ve iticinin o belli belirsiz sesaltı homurtusu. Güvertelerin arasındaki basınçlı kapılar açılıp kapandıkça pistonların ve çelik sürgülerin daimi tıslaması ve gümbürtüsü. Metal güvertelerde yürüyen ağır botların patırtısı. Julie duyabildiği tüm seslerin uzaklaşmasını bekledi, ardından çevresel elbiseyi kancalarından alıp dolap zeminine serdi. Yaklaşan bir ses olup olmadığını anlamak için kulak kesilerek elbiseyi ağır ağır söktü ve su deposunu çıkardı. Depodaki su eski ve bayattı; belli ki elbise uzun zamandır kullanılmamış veya bakıma alınmamıştı. Fakat Julie günlerdir bir yudum bile su içmemişti ve elbisenin hazne torbasındaki sıcak, yoğun sıvı o güne kadar tattığı en güzel şeydi. Kana kana içip de kusmamak için kendini zorlaması gerekti.


---------------------------------------------------------------------------------------------------

Ne yazık ki bizdeki ön okuma buraya kadar. İlk bölümün tamamını okumak isterseniz Kayıp Rıhtım sitesini buradan ziyaret edebilirsiniz.

01-05 Mayıs Tur Programı

01 Mayıs mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
02 Mayıs raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
03 Mayıs sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Kitap Kapakları
04 Mayıs thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Ön Okuma
05 Mayıs pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz? 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder