19 Ağustos 2016

Filmi Çıkmadan Önce Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar

2016'nın kitapseverlerce merakla beklenen filmi Senden Önce Ben'in sinemadan kalkmasının ardından yeni arayışlara girenler için yıl bitmeden gösterime girecek kitap uyarlamalarının bir listesini yapayım dedim. Eğer içlerinden okumadıklarınız varsa fırsatı değerlendirip tatil bitmeden okumanızı şiddetle tavsiye ederim.


1. OYUN Listenin en başında muhtemelen çoğunuzun kitap olduğunu bile bilmediği bir gençlik filmi var. Oyuncularının cesaretini test eden ve bunu canlı olarak yayınlayan, cezbedici para ödülleri ile oyuncuların aklını başından alan Sinir (Nerve) adındaki bir internet sitesine kaydolan Vee, kendini keyifli bir oyunun içinde bulur. Başlarda bu cesaret verici oyunlar kendisi gibi oyuncu olan Ian ile tanışınca keyifli gelse de zamanda tehlikeli bir hal almaya başlar. Vee oyundan çıkmak istese de Sinir buna izin vermediği sürece bu mümkün değildir. Altın Kitaplar tarafından ülkemizde Oyun Bitti adıyla yayımlanan kitabın uyarlaması 26 Ağustos'ta sinemalarda olacak. Fragmanı için tık!




2. HAYAT IŞIĞIM Sonbaharın gelişiyle dram dolu filmler de gösterime girmeye hazırlanıyor. Tam da havası diyorsanız bu film ilginizi çekebilir. Büyük bir aşkla birbirini seven Tom ve Isabel bir türlü çocuk sahibi olamıyordur. Sonu kötü biten üç hamileliğin ardından mutlu evliliklerinde çatlaklar oluşmaya başlamıştır. Bir gün kıyılarına vuran bir tekneden bebek ağlamaları gelir. Kimsesiz bebeği Isabel bir lütuf olarak görür ve Tom buna karşı çıksa da bebeği sahiplenir. Gerçeği herkesten saklar ve kendi bebekleri olduğunu söylerler. Ama yıllar sonra ortaya çıkan bir gerçek ile hayatları altüst olacaktır. Başrollerinde hızlı yükselişi ile dikkatleri çeken Oscar ödüllü genç aktris Alicia Vikander ve Oscar adayı yakışıklı aktör Michael Fassbender var. Sırf oyunculuklar için bile izlenmesi gerektiğini kanaatindeyim. Pegasus Yayınları'ndan orijinal ismine sadık kalınarak Okyanuslar Arasındaki Işık adıyla yayımlanan kitap tarihi kurgu severlerin ilgisini çekebilir. Bu arada Türk sinema sektöründe yabancı filmlere çevrilebilecek isimlere sahipken yeni isim uyduran sivri zekalı her kimse lanetliyorum kendisini. İnsan bir bakar bu kitap çevrilmiş mi dilimize diye -_- Filmin gösterim tarihi 2 Eylül. Fragmanı için tık!


3. BAYAN PEREGRINE’İN TUHAF ÇOCUKLARI Fantastik severlerin merakla beklediği filmlerden biri ile devam ediyoruz. Yaşadığı trajik olayların ardından Galler kıyılarındaki bir adaya gelen Jacob, burada Bayan Peregrine’in evini keşfeder. Yetimhane olarak kullanılan evde özel güçleri olan çocuklar yaşamaktadır. Filmin yönetmen koltuğunda Tim Burton var. İthaki Yayınları'ndan aynı adla yayımlanan kitap kaliteli baskısı ve içindeki ürkütücü fotoğraflarla da ilgi çekmeyi başarıyor. Filmin gösterim tarihi 30 Eylül. Fragmanı için tık!




4. TRENDEKİ KIZ Evden işe, işten eve gitmek için her gün kullandığı banliyö treniyle geçtiği istasyonlardan birinde her gün gördüğü ve gıpta ile baktığı genç çiftin başına gelen trajik olaya kayıtsız kalamayan Rachel, suçluyu bulmayı kafasına koyar. Ancak bunu yaparken işleri daha çok karıştırdığının farkında değildir. Ülkemizde çıktığı günden itibaren aylarca çok satanlar listesinden düşmeyen gerilim romanı Trendeki Kız, yine İthaki Yayınları etiketiyle yayımlanmıştı. Kitap Oburları olarak turunu yaptığımız romanın film uyarlaması merakla bekleniyordu ki fragmanı da hem okurların hem de psikolojik gerilim filmi severlerinin beklentilerini karşıladı. Özellikle Gone Girl (Kayıp Kız) kitabını okuyanların ya da filmini izleyenlerin seveceği türde bir kitap. Emily Blunt'ın Rachel karakterini canlandırdığı film 7 Ekim'de gösterime girecek. Fragmanı için tık!


5. CEHENNEM Simgebilim Profesörü Robert Langdon'un maceraları kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer rotasını üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul'a çeviriyor. Cehennem, ünlü yazar Dan Brown'un Altın Kitaplar etiketiyle yayımlanan Robert Langdon serisinin 4. kitabı. Tom Hanks'in bir kez daha Robert Langdon'ı canlandırdığı filmde Felicity Jones da ona eşlik ediyor. Kitaplarında bilimkurgu, din ve sanatı gerilimle harmanlayan yazarın bu kitabı özellikle Dante'nin İlahi Komedya'sına ilgi duyanların hoşuna gidebilir. Tabii seriye başlamayanların her ne kadar konuları farklı da olsa doğru sıraya göre kitapları okumalarını tavsiye ederim. Filmin gösterim tarihi 14 Ekim. Fragmanı için tık!



6. FANTASTİK CANAVARLAR NELERDİR, NEREDE BULUNURLAR Sıradaki filmimiz özellikle Harry Potter severleri ilgilendiriyor. Her büyücünün evinde bulunması gereken eserlerden biri olarak kabul edilen Fantastik Canavarlar Nelerdir Nerede Bulunurlar kitabının hayali yazarı Newt Scamander'ın başından geçenleri konu alan filmin başrolünde Oscar ödüllü aktör Eddie Redmayne var. Filmi bir uyarlama olarak kabul edebilir miyiz emin değilim ancak film ismini kitaptan aldığı için listeye eklemek istedim. Kitabın Türkçesi Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayımlanmış. Gösterim tarihi 18 Kasım. Fragmanı için tık!



Listede benim en çok merak ettiğim film Trendeki Kız. Ama diğerlerini de sinemada izlemeyi planlıyorum. Okyanuslar Arasındaki Işık ve Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları da filmi izlemeden önce okumayı planladığım kitaplar. Peki siz hangilerini izlemeyi/okumayı planlıyorsunuz?

24 Haziran 2016

Tüm Sırların Sahibi Kız - M.R. Carey





Kitap: Tüm Sırların Sahibi Kız
Orjinal Adı: The Girl With All The Gifts
Yazar: M.R. Carey
Yayıncı: Pegasus
Yayın Tarihi: Mayıs 2016
Sayfa Sayısı: 413
Tür: Bilimkurgu, Zombi
Goodreads | Kitap Yurdu

Puanım:

Her sabah Melanie’nin hücresine askerler giriyor. Biri üzerine silah doğrulturken, diğeri kızı tekerlekli sandalyesine bağlıyor; boyun, kol ve bacak kayışlarını sıkıyor… Ardından diğer çocuklara katılması için Melanie’yi sınıfa götürüyorlar. Ve bu her sabah böyle devam ediyor.

Ta ki bir numaralı denek, Doktor Caldwell’in laboratuvarına çağrılana dek… Ve işte o gün, Pandora’nın ölü çocuklarının yeniden doğduğu gün olacak.

Dünya artık tehlikeli bir yer. Yıllar önce yayılan bir virüs insanlığın yok olmasına neden oldu. Virüs bulaşan insanlar zombiye dönerek insanları yemeye başladılar. Hayatta kalanlar onlara Acıkmış diyor ve bu hastalığa çare bulmaya çalışıyor.

Küçük bir kız. Bir araştırma üssünde kilitli bir hücrede yaşıyor. Hücresinden çıkacağı zaman bir grup asker eşlik ediyor ona. Önce kafasına bir silah doğrultuluyor. Tekerlekli sandalyesine oturtup baştan ayağa bağlıyorlar kızı. Odadan sadece bu şekilde çıkabiliyor. Kendisi gibi bir grup çocukla birlikte derse, yemek yemeye ve duşa bu şekilde gidiyor. Her şeye rağmen ufak şeylerle mutlu olmayı başarıyor bu küçük kız. Zekasıyla hocalarını hem büyülüyor hem de korkutuyor. Hocaları içinde en çok Bayan Justineau 'yu seviyor. Diğerlerinin aksine ona çok iyi davranıyor, derste mitolojik varlıkları anlatıyor, hayal etmeyi öğretiyor. Pandora'nın hikayesini anlatıyor mesela. Kız bu hikayeye bayılıyor. Ama Çavuş Park ve diğerleri ona kötü davranıyor. Sanki korkuyorlar ondan. Bu nedenle kız, "Isırmam," diyor espri olsun diye. Bir süre sonra Doctor Caldwell kızın arkadaşlarını tek tek götürmeye başlıyor. O çocuklar bir daha geri gelmiyor. Ve bir gün kızı istiyor laboratuvarına. İşte o gün, Pandora'nın Kutusu açılıyor küçük kız için. Kim olduğuna dair bildiğini sandığı her şey yalan. Var oluşu hem yanlış hem de bir mucize. Artık dünyayı tüm gerçekliğiyle kendi gözleriyle görmeli. Belki de dünyayı kurtarabilecek son kişi odur.

"Eğer elimde dünyanın bütün kötülüklerini barındıran bir kutu olsa, kapağını azıcık aralar ve seni de onun içine sokardım. Sonsuza dek de açmazdım."
Melanie | Sayfa 49

Tüm Sırların Sahibi Kız, zombi temalı hikayeleri sevenlere bambaşka bir bakış açısı sunuyor. Kitap Melanie'nin hikayesini anlatıyor bize. Etrafı acıkmışlarla çevrili bir üste, zorba bir asker grubu tarafından oradan oraya sürüklenen küçük kızın hikayesi üzüyor sizi önce. Sonra ise işler değişiyor. Yazar Melanie ve diğer çocuklar hakkındaki gerçeği pek saklamıyor aslında. Hemen kavrıyorsunuz olayı. Ancak bu, baştan sona tahmin edilmesi güç bir kurgusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Her bölümde zombiler hakkındaki bilgilerimize yeni bir darbe vurmayı başarıyor yazar. Sonu ise başlı başına bir olay. Kesinlikle beklenmedik ve alternatiflerinden çok daha iyi bir sonla bitiyor kitap.

Tüm Sırların Sahibi Kız, bilimsel yanı ağır basan, özgün ama korkunç olmaktan çok uzak bir zombi hikayesi. Ortalarına doğru biraz sıkıcılaşsa da kısa süre içinde okuru yeniden içine çekmeyi başaran bir kurguya sahip. Anlayacağınız kitabı pek beğendim. Serilerden bıktıysanız, bilimkurgu seviyorsanız, en önemlisi zombiler hakkındaki tabularınızı yıkmaya hazırsanız bu kitap tam size göre olabilir.

Birkaç gün önce kitabın film uyarlamasının İngiltere fragmanı yayımlandı. Filmde yersiz bir şekilde iki ana karakterin ten renkleri değiştirilmiş. Kitabı okurken karakterleri kafamda canlandırdığım ve okumadan önce imdb'den filme ve oyunculara bakmadığım için bu durum bende şok etkisi yarattı. Ayrıca sadece fragmana bakarak böyle bir kanıya varmak ne kadar doğru olur bilmesem de çekimlerin bana amatörce göründüğünü söylemeliyim. Beklentimi düşük tutacağım. Hatta belki filmi hiç izlemem. Bir de fragman kitabı okumayanlar için ciddi spoilerlarla dolu. Bu nedenle kitabı okumadan bakmanızı önermiyorum.

Kitabın filme uyarlanması muhtemelen ülkemizde kitaba olan ilginin artmasına neden olabilir ki bu iyi bir şey. Çünkü bu tür kitapların Pegasus'a göre olmadığını ve filme uyarlanmadıkça pek ilgi görmediklerini düşünüyorum. İthaki'den çıksa almış başını gitmişti oysa :/ Yanlış anlaşılmasın, Pegasus hâlâ en sevdiğim yayınevi ve sadık bir İthaki okuru olduğumu da söyleyemem. Ama her yayınevinin kendine göre bir okur kitlesi olduğunu düşünenlerdenim ve zombili kitaplar pek Pegasus okurunun tarzı değil. Her türde kitap basabiliyor olmak her türde başarılı olunabileceği anlamına gelmiyor. Bu nedenle Senden Sonra Ben kitabını film çıkmasa bile listelerin en başında görebilirsiniz ama Tüm Sırların Sahibi Kız gibi kitaplar ilk 100'e bile giremez. Tabii bu benim naçizane düşüncem.

25 Mayıs 2016

[Blog Tur] Kan ve Tuz - Kim Liggett | Tanıtım Videosu

Korkmak iyidir. Yaşamak için hâlâ bir nedenin olduğu anlamına gelir.

Kitap: Kan ve Tuz
Orijinal Adı: Blood and Salt
Yazar: Kim Liggett
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayın Tarihi: Mayıs 2016 
Sayfa Sayısı: 360
Seri Adı: Blood and Salt #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik, Gizem, Romantizm

Puanım:
 

Kan ve Tuz… Ash Larkin'in annesinin, uzun süredir kaçtığı ruhani halkına geri dönmeden önce ağzından çıkan son kelimelerdi. Annesini arayan Ash'in yolu Quivira'ya düştüğünde, zamanın ötesindeki bu kasabada uğursuz ve kadim bir şeylerin varlığı onu tutsak etmişti.

Ash bir yandan, atalarından kalan, kavuşamayan âşıklarla ve ölümle, simyayla ve ölümsüzlükle bezenmiş anılarla başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da sırlarla dolu ve kan bağıyla yasaklanmış Dane'den uzak durmaya uğraşıyordu.

Bu esnada Quivira halkı 500 yıldır süregelen bir törene hazırlanırken, Ash sadece annesini kurtarmak için değil kendisi için de savaşmak ve çok geç olmadan Quivira hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak zorundaydı. Tamamen kan ve tuzla sarıp sarmalanmadan önce…

Bu kitabın haklarının alınışı, kitabın yurtdışında çıkması, çeviriye girmesi sonra yayına hazırlanması falan tüm aşamalar gözümün önünde gerçekleşti aslında. Nedense o zamanlar pek ilgimi çekmemişti. Korku-gerilim türlerine hep uzak durmuşumdur zaten. Sonra İzmir Kitap Fuarı'nda elime kitabın ön okuması geçti. Yabancı Yayınları yine cicili bicili basmış, kitap alanların poşetine atıverelim diye. Bir okuyayım dedim ve daha ilk sayfasıydı, kitabın ilk cümlesi beni benden aldı: "Ölü kız mutfak masamızın üstünde tepetaklak asılı duruyordu." Büyük bir merakla stanttaki işimi bırakıp okumaya devam ettim tabii ve o diğer cümle geliverdi: "Ölü kızlar sadece bana aitti." Ortada böyle ürkütücü bir başlangıç varsa o kitabın turunu istememek gibi bir lüksünüz kalmıyor. (Merak edenler kitabın ön okumasını Sui Generis blogunda bulabilirler.)

İşin aslı böyle bir ilk bölümden sonra düşüncem Anna: Kan Giyinmiş Kız tarzı bir romanın beni beklediği yönündeydi. Ancak daha çok Derin Sularla Şeytan Arasında gibi bir kitap çıktı karşıma. Kan ve Tuz tam anlamıyla korku romanı değil. Ürkütücü ve mistik bir havası var, kabul. Hatta aralara sıkıştırılan şiirsel anılar öyle çok yakışmış ki kitaba. Gel gelelim ilerleyen bölümlerde o ürkütücü havasını kaybedip bize gotik bir Romeo ve Juliet hikayesi sunuyor. Yani korkmak için almayı düşünüyorsanız almayın bu kitabı. Korkacağınızı düşünerek uzak durduysanız ise geri dönün; çünkü romantizme doyacağınız gizemli bir hikaye sizleri bekliyor.

"Kuzgun derinlere gömülmüş sırların müjdecisidir; atalarımızın anılarının koruyucusudur ve ölümün habercisi olarak bilinir. Kuzguna hükmeden kadın, dünyaya hükmeder."
İşaretler ve Kehanetler | Sayfa 20

Konusu zaten tanıtım yazısında yeterince açık bir şekilde anlatılmış. Yeniden yazarsam muhtemelen spoiler vereceğim ve kitabın tüm büyüsü bozulacak. O nedenle bu seferlik pas geçiyorum. Kitapta gözünüze çok sık takılacak iki şey var: kuzgun ve mısır. Özellikle mısırdan gına gelebilir. İngilizce tanıtım yazısına bakanınız olduysa Stephen King'in Mısır Çocukları eseri ile Romeo ve Juliet'in harmanlandığı bir kitap olduğundan bahsedildiğini görmüşsünüzdür. Yalan! Neyse ki bizim yayıncımız akıllı da Mısır Çocukları'nın M'sini tanıtım yazısına eklememiş. Vallahi taşlanırlardı. Kitaba, "Bu kitap korkunç." dediğinde o kitap korkunç olmaz sayın yazar. Bunu bil. Ufaktan tüylerimi diken diken etmiş olabilir. Bazı sahneler kesinlikle bunu başarmış ama bu korkutmaya yetmiyor. Sırf karakterler habire mısır tarlalarında geziyor diye de Mısır Çocukları kitabıyla bir benzerlik kurulmaz. Deli misiniz kuzum o.O Kuzgunlar da her gotik kitabın olmazsa olmazı tabii onu da mısırların üzerine serpiştirdik mi tamamdır :) Bu ikili kitapta olmasa da olurmuş. Zaten kitabın ana unsuru siyah kurdele. Ah o kurdele... diyor ve susuyorum. Okuyun -_-

Beklentiler bir kitabın bazen güzel yanlarını görmenize engel olabiliyor. Korku beklentisiyle okunuyorsa büyük hayal kırıklığı yaratacağı kesin. Ama romantizm arayanlar bu kitapta lanetli bir aşkı, birlikte olmaması gereken iki genci bulacak. Bu kitabın en güzel yanı ise kolay kolay tahmin edilemiyor oluşu. Şahsen klişelerden bıkmış biri olarak yeni ve farklı bir anlatım, tahmin edilemeyen bir kurgu arayan benim için bu kitap gerçekten güzeldi. Yabancı Yayınları'nın harika ciltli baskısı ve Aslı Dağlı'nın tertemiz çevirisi de kitabın diğer güzel yanları tabii. Sanırım iki kitaplık seri olacak. Devamını okumayı dört gözle bekliyorum.

Not: Bu sefer ne hikayeden ne karakterlerden bahsettim. Ödüm koptu çünkü spoiler veririm diye. Kıymetinizi bilin :P


Tanıtım Videosu

Aşağıdaki ilk video tarafımdan yapıldı. Bu sefer kitabı anlatan bir metin oluşturamadım. Ben de kitabın o güzel şiirsel tarzını görebileceğiniz bir alıntı ekledim videoya. Ürkütücü ama korkutucu değil. Umarım beğenirsiniz.

İkinci video ise yazar tarafından yayınlanan yabancı tanıtım videosu. Kitaptaki aşk ve tabii ki mısırlar ön planda. Özellikle sonu şok edici. Kitapla ne kadar ilgilidir tartışılır ama videoya bakıp kitabı okumak istemeyecek az kişi vardır sanırım. Onlar da benim gibi korku sevmedikleri için istememişlerdir.



7 Şubat 2016

[Blog Tur] Cadı Avcısı - Virginia Boecker | Bunları Biliyor Musunuz?

En büyük düşmanınız dövüştüğünüz şey değil, korktuğunuz şeydir.

Kitap: Cadı Avcısı
Orijinal Adı: The Witch Hunter
Yazar: Virginia Boecker
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Onur Özkan
Yayın Tarihi: Ocak 2016 
Sayfa Sayısı: 400
Seri Adı: The Witch Hunter #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik, Tarihi Kurgu

Puanım:
 

Elizabeth Grey kraliyetin sahip olduğu en iyi cadı avcılarından biriydi; büyücülüğü yok etmeye ve adaletin uygulayıcısı olmaya kendini adamıştı. Fakat inanılmayacak bir şekilde büyücülükle suçlandığında, sadakatinin hiçbir anlamı kalmamış ve tutuklanarak, yakılmasına karar verilmişti.

Sonunun geldiğini düşünen Elizabeth'in kurtuluş umudu hiç beklemediği birisinden gelmişti: Nicholas Perevil, krallıktaki en güçlü ve en tehlikeli büyücü, aynı zamanda onun en büyük düşmanıydı. Nicholas, onu yakılmaktan kurtaracaktı ama tek bir şartla: Elizabeth, Nicholas'ın üzerindeki ölümcül laneti kaldırmalıydı.

Esas sorun ise ne Nicholas'ın ne de yanındakilerin Elizabeth'in kim olduğunu bilmemeleriydi ve eğer onun bir cadı avcısı olduğunu öğrenirlerse yakılmak Elizabeth'in başına gelebilecek en korkunç şey olmayacaktı. Elizabeth kendisini bir anda cadıların, hayaletlerin, korsanların ve fazlasıyla yakışıklı bir şifacının büyülü dünyasında bulmuş ve aslında neyin yanlış, kimin dost kimin düşman olduğunu bilmediğini fark etmeye başlamıştı.

Cadı Avcısı, Orta Çağ İngilteresinde geçen, sihrin aksiyonla harmanlandığı bir tarihi fantastik roman. Son zamanlarda çıkan fantastik genç yetişkin romanları düşünülürse özgün denebilecek konusu ve sürükleyici bir anlatımı var. Tarihi fantastik en sevdiğim türlerden biri olmasına rağmen uzun zamandır bu türde kitap okuma fırsatı bulamamıştım. Bu nedenle midir bilinmez, kitabı severek okudum.

Ömrünü adadığı ülkenin krallığı tarafından ihanete uğrayıp ölüme mahkum edilen karakterimiz, düşman bellediği ve hepsini yakalamaya ant içtiği büyücüler tarafından kurtarılıyor. Ailesini büyücülerin başlattığına inandığı bir salgında kaybeden Elizabeth, tüm büyücülerin kötü olduğuna inanmış ama bu insanları tanıdıkça gerçeğin sandığı gibi olmadığını görüyor. Onlar da en az kendisi kadar acı çekmiş, sevdiklerini kaybetmiş. En kötüsü de Elizabeth'in bu insanların sevdiklerini öldüren cadı avcılarından biri olması. Düşmanlığın yerini pişmanlık ve empati alıyor. Sanırım kitapta en sevdiğim kısım bu ironik durumdu. 

"Beni kurtaran büyücüye, iyileştiren şifacı çocuğa, yıkayan kıza, arkadaş sayan soytarıya bir şekilde borçluydum ama buna rağmen düşmanımdılar. Bana insaniyet göstermişlerdi ama buna rağmen onları öldürmeye hazırdım."
Elizabeth | Sayfa 93

Kitabın konusunu her ne kadar sevsem ve heyecanla okusam da karakterleri aynı derecede sevemedim. Elizabeth'in yanlış kararları ve sözde krallığın en iyi cadı avcılarından olmasına rağmen amatör hareketlerde bulunması kitabın en sinir bozucu yanlarından. Ama tek sorunlu karakter Elizabeth değil. Hani genç yetişkin kitaplarında ana karakterin karşısına çıkan ve okurun kalbini çalan yakışıklı erkek(ler) olur ya. Kız hangisini seçecek merak eder, illaki ikinci erkek sendromu yaşarsınız. Yazar bu konuda sınıfta kalmış bana göre. Çünkü ne şifacı John ne soytarı George ne de cadı avcısı Caleb beni heyecanlandırabildi. Ya yoksa yaşlanıyor muyum :/ Sanırım kitapta sevdiğim tek karakter Fifer'dı. Huysuzluklarına rağmen çok şirin geldi bana *-*

Yazarın ilk kitabı olduğu düşünülürse anlatım gayet güzel, hikaye tüm gün ara vermeden okunacak kadar sürükleyici ama kitabın sonunda yazarın acemiliği ciddi anlamda kendini gösteriyor. Puan kırma sebebim tam olarak bu. Kitabın sonunda yaşanan bazı olaylar öylesine kötü anlatılıyor ki neler döndüğünü anlamakta zorlandım. Zaten neler olup bittiği netlik kazandığında da fazlasıyla oldu bittiye getirilmiş, mantıksız olayların olduğu bir son çıktı karşıma. Yoksa 5 bile verebilirdim, o kadar sevdim.

Yorumumda kitabın baskısından bahsetmezsem lanetlenirim herhalde :P Yayıncılığa getirdiği yenilikler ile kısa zamanda Türkiye'nin en iyilerinden biri olan Yabancı Yayınları'na ve farklı fikirlere her zaman açık oluşu ve asla egolarına yenilmeyişi ile bana göre Türkiye'nin en iyi yayın koordinatörü olan biricik dostum Tuğçe Nida Sevin'e böyle güzel bir baskıyla bu kitabı yurt dışındakilerden bile daha iyi bir şekilde Türk okuruyla buluşturduğu için teşekkürler. Tüm zorluklara rağmen yılmadın ve bu baskı için savaşmaya devam ettin. Sen bir tanesin <3 Ayrıca kitabın çevirmeni Onur Özkan'a da bu güzel çeviri için teşekkürler! Umuyorum askerden dönünce devam kitabını da sen çevirirsin :D

Cadı Avcısı, aynı adı taşıyan iki kitaplık serinin ilk kitabı. İkinci kitap The King Slayer, 14 Haziran 2016'da yurt dışında yayımlanacak. Serinin bir de The Healer adında kısacık bir novellası var. Yabancı Yayınları serinin devamını çıkarırken önüne şu novellayı da eklese hoş olur aslında.


Bunları Biliyor Musunuz?

  • Virginia Boecker kitap yazmadan önce yayıncılık sektöründe çalışmış.
  • Yazarımız tam bir Orta Çağ İngilteresi hayranı. Kitabın 16. yy İngilteresinde geçme sebebi de bu tutkusu. Zaten Nicholas Perevil karakterini yazarken de Kraliçe I. Elizabeth döneminde büyücülükle suçlanan John Dee'den esinlenmiş.
  • Eğer bir cadı olsa uzmanlık alanı temizleme, düzenleme ve güzelleştirme olurmuş.
  • Kitabın adı için aklında en başından beri "Cadı Avcısı" ve "On Üçüncü Tablet" isimleri varmış. Yayınlanacağı sırada iki alternatif isim daha düşünmüşler ama en sonunda "Cadı Avcısı"nda karar kılmışlar.
  • Kitabın ilk taslağının korkunç olduğunu düşünüyormuş.

6 Aralık 2015

[Blog Tur] Kızıl Kraliçe - Victoria Aveyard | Tanıtım Videosu




Kitap: Kızıl Kraliçe
Orijinal Adı: Red Queen
Yazar: Victoria Aveyard
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Çeviri: Onur Kınacı Birler
Yayın Tarihi: Kasım 2015 
Sayfa Sayısı: 392
Seri Adı: Red Queen #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik

Puanım:
 

İnsanların Kana Göre Sınıflara Ayrıldığı, Bir Düzen… Büyülü, Tanrısal Yetenekleriyle Diğerlerine Hükmeden Gümüşler, Onların Gölgesinde Hayatta Kalmaya Çalışan, Sıradan Kızıllar… İktidar Tehlikeli Bir Oyundur. Peki, Kazanmak İçin Ne Kadar Kan Kaybetmek Gerekir? Kanla Bölünmüş Bir Dünyada, Kazananı Belirsiz Bir Varoluş Mücadelesi…

Mare Barrow'un dünyasında kanın rengi, varoluşun biçimini belirlemektedir. Doğaüstü yeteneklerle donatılmış Gümüşler, köle gibi çalıştırdıkları ve savaşta ölüme gönderdikleri Kızıllara hükmetmektedir.

Yoksul bir Kızıl kasabasında yaşayan on yedi yaşındaki Mare, talihsiz olaylar sonucu bir Gümüş sarayında çalışmaya başlar. Ancak Kızılların başkaldırı hareketini örgütleyen Kırmızı Muhafızlar'ın davasını ateşleyecek kıvılcımın kendi parmaklarının ucunda ol-duğunu fark edince bambaşka bir oyunun ortasında kalır. Yalanlar üzerine kurulu bir düzende Kızılların Gümüşlere, bir prensin diğer prense ve Mare'nin kendi kalbine karşı mücadele ettiği bu tehlikeli oyunda tek mutlak gerçek, ihanettir.

Pegasusa bir haller oldu. Artık kitapları çok fazla beklemiyoruz ve çok da kaliteli baskılarla okuyoruz o.O Bu kitapta ise bir üst levele geçildi ve yurt dışında bloggerlara gönderilen ARCler gibi bizim kitaplar da kutulu basıldı. Hatta sözünü ettiğim ARCler ciltsizdi. Tabii ki kutular sınırlı sayıda olduğundan sadece fuarda dağıtıldı ama olsun. Artık biz Türk okurlar da bu tür nimetlerden faydalanabiliyoruz *-* Kitabın çevirmeni bir önceki tur kitabımızda da olduğu gibi Onur Kınacı Birler. Adını daha pek çok güzel kitapta görürüz gibime geliyor, zira çevirisi mükemmele yakın. 

İnsanların Kızıl ve Gümüş diye ikiye ayrıldığı, Kızıllar halkın alt tabakasıyken süper güçlere sahip Gümüşlerin ülkenin yönetiminde büyük rol aldığı bir dünyaya hoş geldiniz. Öncelikle belirteyim hikayemizin bu kısmı tesadüfi olarak aynı zamanlarda çıkan bir başka kitapla büyük benzerlik gösteriyor: Kızıl Yükseliş. Ancak benzerlik burada son buluyor. Kızıl Yükseliş'in romantizmden uzak, strateji ve savaş ağırlıklı kurgusundan sıkılanların Kızıl Kraliçe'yi daha çok sevmesi muhtemel. 

"Onların kanları bir tehdit, bir uyarı ve bir vaatti. Biz aynı değiliz ve asla da olmayacağız."
Sayfa 15

Nedendir bilinmez ben bu kitabı okuyana kadar distopya sanıyordum. Değilmiş, değil yani bence, bilmiyorum :/ Daha çok fantastik kurgu. Ana karakterimiz Mare'in ülkesi diğer ülkelerle savaş halinde, kendisi gibi Kızıl olan üç ağabeyi 18 yaşına gelene kadar çıraklık yapamadığı için savaşa gönderilmiş. Anlaşılacağı üzere Kızıl olmak ya Gümüşlerin altında çalışmak ya da Gümüşler için savaşa gidip ölmek/sakat kalmak demek. Mare'in de sonu savaşa gitmek gibi görünüyor çünkü kızımız yetenekli bir yankesici olmaktan öteye gidememiş. Bir gün hırsızlık yaparken genç bir adam tarafından yakalanıyor ve onunla sohbet ettiğinin ertesi günü kendini sarayda hizmetçi olarak buluyor. Saraya geldiği gün de Kraliçedenemesi, yani geleceğin kralı için kraliçe seçimi yapılıyor. "Beni Seç?" nidalarınızı duyar gibiyim, evet benzer bir durum ama tam da öyle değil. Ülkenin en üst tabakasında bulunan Gümüşlerin birbirinden güçlü kızları birbirleriyle savaşıyor. Yanlış duymadınız, bu Gümüş kızlar geleceğin kraliçesi olmak için özel yeteneklerini kullanarak birbirlerini yenmeye ve en güçlü kraliçe olmaya çalışıyorlar. Mare tabii ki ağzı bir karış açılmış bir halde bu ilginç olayı izlerken kendini bir anda Kraliçedenemesi'nin yapıldığı alanda, kazanan kızın karşısında buluyor. Ve ne oluyorsa tam da bu anda oluyor. Spoiler vermemek için devamında neler olduğunu yazmayacağım. 

"Onlardan biri olacağım. Bir kukla. İnsanları mutlu, sessiz ve ayaklar altında tutmaya yarayan bir gösteri."
Sayfa 96

Kanı gümüş akan, utanınca yanaklarına kan gittiğinde daha da solan; alevi, suyu, metali kontrol edebilen Gümüşler, köle olmanın ötesine gidemeyen kırmızı kanlı Kızıllar, geçmişin derinliklerinde kalmış bir yalan, karakterleri birbirinden çok farklı iki yakışıklı prens, isyan bayrağını çeken bir grup Kızıl ve her şeyin ortasında kalmış ve muhtemelen ülkenin geleceğinde önemli yer oynayacak Mare... Aslında hikaye gerçekten ilginç ama heyecansız anlatımı, tahmin edilebilir kurgusu, sevimsiz karakterleri ve benzer birçok kitap arasında bir fark yaratamaması nedeniyle biraz vasat bir kitap. Aslında kitap yayımlanmasından seneler önce tamamlanmış ama tanıtımına fazlasıyla ağırlık veren yayıncı kitabı basmayı o kadar geciktirmiş ki arada benzer çok kitap çıkınca kitabın bir özelliği kalmamış. Bunda bir etken de ilk kitabın kişilik gelişimine ağırlık veriyor olması. Mare özel bir karakter ama çok saf ve bu güne kadar bildiği hiçbir şey ile örtüşmeyen bir dünyada buluyor kendini. İnanç, güven, ihanet, dostluk, düşmanlık, aşk gibi kavramlara büyük yer veren yazarımız kitabın sonunda inandığımız her şeyin yalan olabileceğini, herkesin herkese ihanet edebileceğini gösteriyor bize ve işte tam da o anda Mare'in kişiliği tam anlamıyla şekilleniyor. Mare'in gücünü buluşu ve gerçekleri idrak edişi ile kitabın sonuna doğru hikaye şahlanıyor. Bu nedenle ilk kitap her ne kadar beklentilerimin altında kalmış olsa da devam kitaplarının çok daha başarılı olacağını düşünüyorum. 

"Ben ne dersem, gerçek odur. Tüm dünyayı ateşe verebilirim ve buna yağmur diyebilirim."
Sayfa 358

Bu arada bana göre yazar Mare ve Cal'dan çok Maven'ın karakterine özenmiş. Nedenini kitabı okurken anlayacaksınız. Sanırım kitapta tek sevdiğim karakter Maven oldu. "Gizem, sen ne hasta ruhlu insansın?" diyeceksiniz kitabı okurken biliyorum :D 

Siz sormadan söyleyeyim: Tacı Aliexpress'ten aldım. 
Kızıl Kraliçe, dört kitaplık bir serinin ilk kitabı. Serinin ikinci kitabı olan Glass Sword yurt dışında Şubat 2016'da yayımlanacak. Pegasus ikinci kitabı şimdiden çeviriye verdi. Bu da demek oluyor ki çok beklemeyeceğiz *-*



Tanıtım Videosu

24 Ekim 2015

[Blog Tur] Karanlık Yalanlar - Alessandra Torre | Kitap Yorumu


her şey bir yalansa aşk söz konusu olabilir mi?


Kitap: Karanlık Yalanlar
Yazar: Alessandra Torre
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Onur Kınacı Birler
Yayın Tarihi: Eylül 2015 
Sayfa Sayısı: 336
Orijinal Adı: Black Lies
Tür: Yetişkin, Romantizm, Gizem

Puanım:
 

Bu bir aşk hikâyesi ama okuması kolay olanlardan değil...

Brant:
Yirminci yaş gününde bir teknoloji milyarderi oldu. Benimle üç yıldır beraber. Dört kere evlenme teklif etti. Dört kere reddedildi.

Lee:
Ev hanımlarıyla aşna fişne yapmadığı zamanlarda çim biçiyor. Elleri ve vücudunun diğer parçaları son derece yetenekli. Bilse de bilmese de, iki yıldır benim tarafımdan takip ediliyor.

Durmayın. Yargılayın beni. Benim aşkımın nelere yol açtığı hakkında en ufak bir fikriniz bile yok. Daha önce bu hikâyeyi duyduğunuzu düşünüyorsanız güvenin bana… duymadınız

Lana zengin bir ailenin kendi ayakları üstünde durmak isteyen kızıdır. Bir dernek gecesinde yakışıklı CEO Brant'la tanışır ve Brant'in halasının tüm çabalarına rağmen ikilinin ilişkici dolu dizgin başlar. Her şey mükemmeldir ama ikilinin arasına giren hala Lana'yı uyarır durur: Brant'in sakladığı bir sır vardır. Bir sene sonra gerçeği öğrendiğinde Lana'nın mutlu geleceklerine dair tüm hayalleri alt üst olur.

Aradan aylar geçer ve Lana Lee adında Brant'in tamamen zıttı yakışıklı ama fakir bir adamla tanışır. İkili birbirine ilgi duysa da Lee'nin bir sevgilisi vardır. Lana aralarına giren kadını Lee'den uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Lee sadece ona ait olmalıdır. Brant de... Çünkü Lana'nın mutlu geleceği buna bağlıdır.

Bunun bilindik bir aşk üçgeni olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu hikâyede kirli ve karanlık yalanlar, açığa çıkmayı bekleyen sırlar var, ancak masum olan kimse yok. Lana'yı yargılayabilirsiniz, iki erkeği aynı anda sevmesini sorgulayabilirsiniz ama neden bunları yaptığını öğrendiğinizde gerçeklerin düşündüğünüz gibi olmadığını göreceksiniz.

Karanlık Yalanlar'ı okuyalı 3 ay oldu sanırım. Aradan bu kadar zaman geçtiğinde genelde kitabın büyük bir kısmını unuturum ama bu kitaptaki her ayrıntıyı beynime kazımış olmalıyım ki çok iyi hatırlıyorum. Öncelikle enfes bir kurgu var kaşımızda. Erotik roman dendi mi cinselliğin öne çıktığı, hikâyenin fazla düşünülmediği kitaplar geliyor aklıma. Karanlık Yalanlar'a başlamadan önce de beklentim bu yöndeydi. Yanıldım. Karanlık Yalanlar'a sadece erotik roman deyip geçilemez çünkü.

Lana, zeki ve ne istediğini bilen bir kadın. Yine diğer erotik romanlarda görmeye alışık olduğum salak karakterlerden kesinlikle değil. Brant ile tanışmadan önce kendini yardım derneğine adamış idealist ve kendi ayakları üzerinde durmak isteyen birisi olarak çıkıyor karşımıza. Brant'ın sırrını öğrendikten sonra ise başka bir amaçla yaşamaya başlıyor. Planlar kuruyor, aşk uğruna sevgilileri ayırıyor, yalanlar söylüyor, aldatıyor... Hesapçı ve kötü bir kız ama haklı olduğu yanlar da var. Hem seviyor hem nefret ediyorsunuz.

Arkanı dön ve güzel kıçını bu adamdan uzaklaştır. Bundan sonra senin yüzüne dokunmayacak. Bundan sonra senin bedeninle sevişmeyecek. O benim. Ben senin yerini alacağım.
Lana | Sayfa 8

Brant ise genç yaşında üstün zekası sayesinde teknoloji dünyasının milyarderleri arasına girmiş, ilişkilerden uzak duran ama Lana'yla tanıştığı anda tüm tabularını yıkan hem yakışıklı hem de duygusal bir erkek. Pek çok yönden hayallerdeki erkek denebilir ona. Lana'ya öylesine aşık ki bu aşk için yapmayacağı şey yok. Sakladığı sırrı mezara götürmeye kararlı.

Ben bu aşk için savaşacağım. Yalan söyleyeceğim. Çalacağım. O, bunların hepsine değer. Bu aşk, söylenmemiş tüm gerçeklere değer. Gizli kalmış yalanlara değer.
Brant | Sayfa 90

Lee fakir ama gururlu dediğimiz erkeklerden. Güçlü duruşunun altında acı dolu bir geçmişi var. Zengin kadının kesinlikle uzak durması gereken bir tip. Lana, ruh eşi Brant'e olan aşkına rağmen bu adama çekilmekten kendini alamıyor. Lee'yi elde etmek için asla yapmayacağı şeyler yaparken buluyor kendini. Lee ise Lana'yı başka bir erkekle paylaşıyor olmaktan memnun değil. Onu sadece kendisine istiyor. Peki bu mümkün mü?

Brant'in sırrı benim adıma çok da anlaşılmayacak bir şey değildi. Özellikle de yakın zamanda benzer bir hikâye okuduğum, dizi izlediğim düşünülürse Brant'e neler olduğunu çok çabuk anladım. Ama bunu bilmem merakımı gidermedi, aksine Lana'nın yarattığı bu karışıklık nasıl çözülecek diye heyecanla okumaya devam ettim. Kitabın sonuna doğru yazarın patlattığı bomba ise hiç beklemediğim bir şeydi. Şok üstüne şok yaşaya yaşaya bitirdim kitabı. İşte bu nedenle tur boyunca bas bas bağırdık bu bildiğiniz erotiklerden değil diye. Alakası yok. Bu kitapta çok daha fazlasını bulacağınızın garantisini verebilirim.

Son olarak kitabın çevirisini yapan biricik arkadaşım Onur Kınacı Birler'in çok iyi bir iş çıkardığını söylemeden edemeyeceğim. Çevirinin redaksiyona görmeden önceki halini de bildiğimden sözlerimde hiçbir abartının olmadığını bilmenizi isterim. Onur'un çevirdiği nice güzel kitabı okumak dileğiyle...


16 Ağustos 2015

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Tanıtım Videosu




Kitap: Kafes
Orijinal Adı: Bird Box
Yazar: Josh Malerman
Yayıncı: İthaki Yayınları
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayın Tarihi: Ağustos 2015 
Sayfa Sayısı: 330
Tür: Gerilim, Korku, Post Apocalyptic

Puanım:
 

Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?
4 yıl önce dünyada ilginç bir olay yaşanmaya başladı. İnsanlar bir anda deliriyor, sevdiklerini ve kendilerini öldürüyorlardı. Bunun sebebinin bir virüs mü yoksa garip bir yaratık mı olduğu bilinmiyordu. Kahramanımız Malorie tam bu zamanlarda kaza eseri hamile kalmış, ablasıyla yaşayan genç bir kadındı. Başlarda yaşananlara karşı kayıtsızdı ama sevdiklerinin birer birer ölmesi ve çocuğunu koruma isteğiyle daha güvenli bir yere gitmeye karar verdi. Gazetedeki bir ilanda gördüğü eve doğru yola koyuldu. Gittiği evde uyması gereken kurallar vardı: Yaratıkların içeri girmesine izin verme, dışarıdayken sakın gözlerini açma. Yeni evinde yeni arkadaşlarına uyum sağlamaya çalışan Malorie, bir gün erzaklarının biteceğini ve dışarıya, yaratıkların olduğu yere çıkmaları gerekeceğini biliyordu. Bilmediği ise yaratıkların çok yakınlarında olduğuydu. Güvenli hiçbir yer kalmamışken ve yeni insanlar eve akın ederken Malorie artık kime güvenebileceğinden emin değildi. 

Arkadaşlarını kaybeden kahramanımız 4 yıl sonra çocukları Oğlan ve Kız'la evden ayrılmaya karar verdi. Bu yolculuk için yıllardır çocuklarını eğiten Malorie, karşılarına çıkacak tehlikeleri, etraflarındaki yaratıkları ve gözlerini asla açmamaları gerektiğini biliyordu. Malorie, ev arkadaşları ve 4 sene önce yaşananlar aklına gelirken çocuklarını da yanına alarak bilinmeyene doğru yola çıktı.

"Oradan ayrıldık çünkü bazı insanlar gelecek en küçük bir haberi beklerken bazıları kendi haberlerini yazar."
Tom | Sayfa 114

Turu ilk aldığımızda tırsmadım değil. Ben ki korku filmi izlemem, kitaplarını okumam, uykusuz geceler geçirmeyeyim diye sabahtan okumaya başladım kitabı. Ama benim adıma korkunç değildi. Ama evet, ürkütücüydü. Bu ikisi arasında ince bir çizgi var. Korku kitapları okuyorsanız size bir sır vereyim: Josh Malerman bir Stephen King değil :P Tabii bu kitabı sevmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Çünkü çok özgün bir kurguyla karşı karşıyayız. Göz bağları olmadan dışarı çıkamayan insanlar, sadece tek bir bakışla insanı delirten yaratıklar, ilginç bir duyma eğitimi almış adı olmayan kardeşler ve yıllar geçse de kopmayan güçlü bir dostluk bağı... Ahhh bu kitap ne güzeldi böyle *-*

Kitabı ürkütücü yapan yaratıklarla ilgili yazarımızın ser verip sır vermemesi. Bu da okurun kendi hayal gücünü devreye sokuyor. Her insana göre korkunç yaratıklar farklı görünüyor olabilir. Bazısı cinleri hayal eder, bazısı uzaylıları ya da hayaletleri... Bu da aslında kitabın neden korku türünde olduğunu kanıtlıyor. Kendi kafamızda kurduğumuz yaratıktan korkuyoruz tüm kitap boyunca. (Ben nedense beyaz ışıklarla çevrili hayaletimsi bir şeyin hayalini kurdum. Sanırım ondan korkmadım o.O)

"Detayları sen ekliyorsun. Neye benzediklerini sen uyduruyorsun, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir bedene ve şeye ayrıntılar ekliyorsun. Belki de yüzü bile olmayan bir şeye gerçek bir yüz veriyorsun."
Malorie | Sayfa 277

Bir diğer ürkütücü olay ise yaratığın burnunun dibinde olduğunu bilip ona bakamıyor oluşun. Ki insan dediğin meraklıdır, illaki ya neymiş bu diye bakar ne olduğuna. Ama yok, Malorie bu konuda çok sabırlı çıktı. Göz bağı ile yazarın karanlık korkusuna da gönderme yaptığını düşündüm ben. Sonuçta insanların çoğu karanlıktan göremedikleri bir canavarın yanlarında oluşundan ve onu göremiyor olduklarından dolayı korkmazlar mı? Orada bir canavarın olduğunu düşünürsünüz ama o canavar size hiçbir şey yapmaz. Ama illaki ışığı açıp onu kaçırtmak istersiniz. Göz bağları da kendi karanlık dünyanıza açılan kapı, ancak bu sefer canavardan korunmak için karanlıkta kalmalısınız.

Kafes'i çok sevmiş olsam da 1 puan kırmadan edemedim. Kitabın bana göre en büyük sorunu öngörülebilir oluşuydu. Karakterlerin başına gelecekler, birinin sakladığı sır vs. çok barizdi. Bu da gerilim unsurunu bir yerden sonra ortadan kaldırdı, ne olacağından çok ne zaman olacağını merak eder oldum. Belki siz bunları önceden tahmin etmezsiniz. Ama benim için kitabı sıkıcılaştıran bir durum oldu.

Kitabın film hakları çoktan alınmış. Siz de okurken bana hak vereceksiniz, bundan film olmaz :D Karakterlerin göremediği şeyi biz görürsek korku filmi olsa bile kitabın o belirsizliğini tamamen ortadan kaldırmış olurlar. Kitapta tarif edilmeyen bir şeyin filmde gösterilmesi de kitabı önceden okumuş olanlar için hayal kırıklığına sebep olabilir. Şu ara popüler olan her kitaba atlayan yapımcıların işin bu kısmını henüz fark etmemiş olduğunu ama zamanla anlayıp filmden vazgeçeceklerini düşünüyorum.


Tanıtım Videosu


14 - 17 Ağustos Tur Programı
14 Temmuz   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
15 Temmuz   sohbetedecekkimseyok.blogspot.com |  Kitap Yorumu
15 Temmuz   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Temmuz   pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz? 
16 Temmuz   thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
17 Temmuz   segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı