25 Mayıs 2016

[Blog Tur] Kan ve Tuz - Kim Liggett | Tanıtım Videosu

Korkmak iyidir. Yaşamak için hâlâ bir nedenin olduğu anlamına gelir.

Kitap: Kan ve Tuz
Orijinal Adı: Blood and Salt
Yazar: Kim Liggett
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayın Tarihi: Mayıs 2016 
Sayfa Sayısı: 360
Seri Adı: Blood and Salt #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik, Gizem, Romantizm

Puanım:
 

Kan ve Tuz… Ash Larkin'in annesinin, uzun süredir kaçtığı ruhani halkına geri dönmeden önce ağzından çıkan son kelimelerdi. Annesini arayan Ash'in yolu Quivira'ya düştüğünde, zamanın ötesindeki bu kasabada uğursuz ve kadim bir şeylerin varlığı onu tutsak etmişti.

Ash bir yandan, atalarından kalan, kavuşamayan âşıklarla ve ölümle, simyayla ve ölümsüzlükle bezenmiş anılarla başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da sırlarla dolu ve kan bağıyla yasaklanmış Dane'den uzak durmaya uğraşıyordu.

Bu esnada Quivira halkı 500 yıldır süregelen bir törene hazırlanırken, Ash sadece annesini kurtarmak için değil kendisi için de savaşmak ve çok geç olmadan Quivira hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak zorundaydı. Tamamen kan ve tuzla sarıp sarmalanmadan önce…

Bu kitabın haklarının alınışı, kitabın yurtdışında çıkması, çeviriye girmesi sonra yayına hazırlanması falan tüm aşamalar gözümün önünde gerçekleşti aslında. Nedense o zamanlar pek ilgimi çekmemişti. Korku-gerilim türlerine hep uzak durmuşumdur zaten. Sonra İzmir Kitap Fuarı'nda elime kitabın ön okuması geçti. Yabancı Yayınları yine cicili bicili basmış, kitap alanların poşetine atıverelim diye. Bir okuyayım dedim ve daha ilk sayfasıydı, kitabın ilk cümlesi beni benden aldı: "Ölü kız mutfak masamızın üstünde tepetaklak asılı duruyordu." Büyük bir merakla stanttaki işimi bırakıp okumaya devam ettim tabii ve o diğer cümle geliverdi: "Ölü kızlar sadece bana aitti." Ortada böyle ürkütücü bir başlangıç varsa o kitabın turunu istememek gibi bir lüksünüz kalmıyor. (Merak edenler kitabın ön okumasını Sui Generis blogunda bulabilirler.)

İşin aslı böyle bir ilk bölümden sonra düşüncem Anna: Kan Giyinmiş Kız tarzı bir romanın beni beklediği yönündeydi. Ancak daha çok Derin Sularla Şeytan Arasında gibi bir kitap çıktı karşıma. Kan ve Tuz tam anlamıyla korku romanı değil. Ürkütücü ve mistik bir havası var, kabul. Hatta aralara sıkıştırılan şiirsel anılar öyle çok yakışmış ki kitaba. Gel gelelim ilerleyen bölümlerde o ürkütücü havasını kaybedip bize gotik bir Romeo ve Juliet hikayesi sunuyor. Yani korkmak için almayı düşünüyorsanız almayın bu kitabı. Korkacağınızı düşünerek uzak durduysanız ise geri dönün; çünkü romantizme doyacağınız gizemli bir hikaye sizleri bekliyor.

"Kuzgun derinlere gömülmüş sırların müjdecisidir; atalarımızın anılarının koruyucusudur ve ölümün habercisi olarak bilinir. Kuzguna hükmeden kadın, dünyaya hükmeder."
İşaretler ve Kehanetler | Sayfa 20

Konusu zaten tanıtım yazısında yeterince açık bir şekilde anlatılmış. Yeniden yazarsam muhtemelen spoiler vereceğim ve kitabın tüm büyüsü bozulacak. O nedenle bu seferlik pas geçiyorum. Kitapta gözünüze çok sık takılacak iki şey var: kuzgun ve mısır. Özellikle mısırdan gına gelebilir. İngilizce tanıtım yazısına bakanınız olduysa Stephen King'in Mısır Çocukları eseri ile Romeo ve Juliet'in harmanlandığı bir kitap olduğundan bahsedildiğini görmüşsünüzdür. Yalan! Neyse ki bizim yayıncımız akıllı da Mısır Çocukları'nın M'sini tanıtım yazısına eklememiş. Vallahi taşlanırlardı. Kitaba, "Bu kitap korkunç." dediğinde o kitap korkunç olmaz sayın yazar. Bunu bil. Ufaktan tüylerimi diken diken etmiş olabilir. Bazı sahneler kesinlikle bunu başarmış ama bu korkutmaya yetmiyor. Sırf karakterler habire mısır tarlalarında geziyor diye de Mısır Çocukları kitabıyla bir benzerlik kurulmaz. Deli misiniz kuzum o.O Kuzgunlar da her gotik kitabın olmazsa olmazı tabii onu da mısırların üzerine serpiştirdik mi tamamdır :) Bu ikili kitapta olmasa da olurmuş. Zaten kitabın ana unsuru siyah kurdele. Ah o kurdele... diyor ve susuyorum. Okuyun -_-

Beklentiler bir kitabın bazen güzel yanlarını görmenize engel olabiliyor. Korku beklentisiyle okunuyorsa büyük hayal kırıklığı yaratacağı kesin. Ama romantizm arayanlar bu kitapta lanetli bir aşkı, birlikte olmaması gereken iki genci bulacak. Bu kitabın en güzel yanı ise kolay kolay tahmin edilemiyor oluşu. Şahsen klişelerden bıkmış biri olarak yeni ve farklı bir anlatım, tahmin edilemeyen bir kurgu arayan benim için bu kitap gerçekten güzeldi. Yabancı Yayınları'nın harika ciltli baskısı ve Aslı Dağlı'nın tertemiz çevirisi de kitabın diğer güzel yanları tabii. Sanırım iki kitaplık seri olacak. Devamını okumayı dört gözle bekliyorum.

Not: Bu sefer ne hikayeden ne karakterlerden bahsettim. Ödüm koptu çünkü spoiler veririm diye. Kıymetinizi bilin :P


Tanıtım Videosu

Aşağıdaki ilk video tarafımdan yapıldı. Bu sefer kitabı anlatan bir metin oluşturamadım. Ben de kitabın o güzel şiirsel tarzını görebileceğiniz bir alıntı ekledim videoya. Ürkütücü ama korkutucu değil. Umarım beğenirsiniz.

İkinci video ise yazar tarafından yayınlanan yabancı tanıtım videosu. Kitaptaki aşk ve tabii ki mısırlar ön planda. Özellikle sonu şok edici. Kitapla ne kadar ilgilidir tartışılır ama videoya bakıp kitabı okumak istemeyecek az kişi vardır sanırım. Onlar da benim gibi korku sevmedikleri için istememişlerdir.



7 Şubat 2016

[Blog Tur] Cadı Avcısı - Virginia Boecker | Bunları Biliyor Musunuz?

En büyük düşmanınız dövüştüğünüz şey değil, korktuğunuz şeydir.

Kitap: Cadı Avcısı
Orijinal Adı: The Witch Hunter
Yazar: Virginia Boecker
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Onur Özkan
Yayın Tarihi: Ocak 2016 
Sayfa Sayısı: 400
Seri Adı: The Witch Hunter #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik, Tarihi Kurgu

Puanım:
 

Elizabeth Grey kraliyetin sahip olduğu en iyi cadı avcılarından biriydi; büyücülüğü yok etmeye ve adaletin uygulayıcısı olmaya kendini adamıştı. Fakat inanılmayacak bir şekilde büyücülükle suçlandığında, sadakatinin hiçbir anlamı kalmamış ve tutuklanarak, yakılmasına karar verilmişti.

Sonunun geldiğini düşünen Elizabeth'in kurtuluş umudu hiç beklemediği birisinden gelmişti: Nicholas Perevil, krallıktaki en güçlü ve en tehlikeli büyücü, aynı zamanda onun en büyük düşmanıydı. Nicholas, onu yakılmaktan kurtaracaktı ama tek bir şartla: Elizabeth, Nicholas'ın üzerindeki ölümcül laneti kaldırmalıydı.

Esas sorun ise ne Nicholas'ın ne de yanındakilerin Elizabeth'in kim olduğunu bilmemeleriydi ve eğer onun bir cadı avcısı olduğunu öğrenirlerse yakılmak Elizabeth'in başına gelebilecek en korkunç şey olmayacaktı. Elizabeth kendisini bir anda cadıların, hayaletlerin, korsanların ve fazlasıyla yakışıklı bir şifacının büyülü dünyasında bulmuş ve aslında neyin yanlış, kimin dost kimin düşman olduğunu bilmediğini fark etmeye başlamıştı.

Cadı Avcısı, Orta Çağ İngilteresinde geçen, sihrin aksiyonla harmanlandığı bir tarihi fantastik roman. Son zamanlarda çıkan fantastik genç yetişkin romanları düşünülürse özgün denebilecek konusu ve sürükleyici bir anlatımı var. Tarihi fantastik en sevdiğim türlerden biri olmasına rağmen uzun zamandır bu türde kitap okuma fırsatı bulamamıştım. Bu nedenle midir bilinmez, kitabı severek okudum.

Ömrünü adadığı ülkenin krallığı tarafından ihanete uğrayıp ölüme mahkum edilen karakterimiz, düşman bellediği ve hepsini yakalamaya ant içtiği büyücüler tarafından kurtarılıyor. Ailesini büyücülerin başlattığına inandığı bir salgında kaybeden Elizabeth, tüm büyücülerin kötü olduğuna inanmış ama bu insanları tanıdıkça gerçeğin sandığı gibi olmadığını görüyor. Onlar da en az kendisi kadar acı çekmiş, sevdiklerini kaybetmiş. En kötüsü de Elizabeth'in bu insanların sevdiklerini öldüren cadı avcılarından biri olması. Düşmanlığın yerini pişmanlık ve empati alıyor. Sanırım kitapta en sevdiğim kısım bu ironik durumdu. 

"Beni kurtaran büyücüye, iyileştiren şifacı çocuğa, yıkayan kıza, arkadaş sayan soytarıya bir şekilde borçluydum ama buna rağmen düşmanımdılar. Bana insaniyet göstermişlerdi ama buna rağmen onları öldürmeye hazırdım."
Elizabeth | Sayfa 93

Kitabın konusunu her ne kadar sevsem ve heyecanla okusam da karakterleri aynı derecede sevemedim. Elizabeth'in yanlış kararları ve sözde krallığın en iyi cadı avcılarından olmasına rağmen amatör hareketlerde bulunması kitabın en sinir bozucu yanlarından. Ama tek sorunlu karakter Elizabeth değil. Hani genç yetişkin kitaplarında ana karakterin karşısına çıkan ve okurun kalbini çalan yakışıklı erkek(ler) olur ya. Kız hangisini seçecek merak eder, illaki ikinci erkek sendromu yaşarsınız. Yazar bu konuda sınıfta kalmış bana göre. Çünkü ne şifacı John ne soytarı George ne de cadı avcısı Caleb beni heyecanlandırabildi. Ya yoksa yaşlanıyor muyum :/ Sanırım kitapta sevdiğim tek karakter Fifer'dı. Huysuzluklarına rağmen çok şirin geldi bana *-*

Yazarın ilk kitabı olduğu düşünülürse anlatım gayet güzel, hikaye tüm gün ara vermeden okunacak kadar sürükleyici ama kitabın sonunda yazarın acemiliği ciddi anlamda kendini gösteriyor. Puan kırma sebebim tam olarak bu. Kitabın sonunda yaşanan bazı olaylar öylesine kötü anlatılıyor ki neler döndüğünü anlamakta zorlandım. Zaten neler olup bittiği netlik kazandığında da fazlasıyla oldu bittiye getirilmiş, mantıksız olayların olduğu bir son çıktı karşıma. Yoksa 5 bile verebilirdim, o kadar sevdim.

Yorumumda kitabın baskısından bahsetmezsem lanetlenirim herhalde :P Yayıncılığa getirdiği yenilikler ile kısa zamanda Türkiye'nin en iyilerinden biri olan Yabancı Yayınları'na ve farklı fikirlere her zaman açık oluşu ve asla egolarına yenilmeyişi ile bana göre Türkiye'nin en iyi yayın koordinatörü olan biricik dostum Tuğçe Nida Sevin'e böyle güzel bir baskıyla bu kitabı yurt dışındakilerden bile daha iyi bir şekilde Türk okuruyla buluşturduğu için teşekkürler. Tüm zorluklara rağmen yılmadın ve bu baskı için savaşmaya devam ettin. Sen bir tanesin <3 Ayrıca kitabın çevirmeni Onur Özkan'a da bu güzel çeviri için teşekkürler! Umuyorum askerden dönünce devam kitabını da sen çevirirsin :D

Cadı Avcısı, aynı adı taşıyan iki kitaplık serinin ilk kitabı. İkinci kitap The King Slayer, 14 Haziran 2016'da yurt dışında yayımlanacak. Serinin bir de The Healer adında kısacık bir novellası var. Yabancı Yayınları serinin devamını çıkarırken önüne şu novellayı da eklese hoş olur aslında.


Bunları Biliyor Musunuz?

  • Virginia Boecker kitap yazmadan önce yayıncılık sektöründe çalışmış.
  • Yazarımız tam bir Orta Çağ İngilteresi hayranı. Kitabın 16. yy İngilteresinde geçme sebebi de bu tutkusu. Zaten Nicholas Perevil karakterini yazarken de Kraliçe I. Elizabeth döneminde büyücülükle suçlanan John Dee'den esinlenmiş.
  • Eğer bir cadı olsa uzmanlık alanı temizleme, düzenleme ve güzelleştirme olurmuş.
  • Kitabın adı için aklında en başından beri "Cadı Avcısı" ve "On Üçüncü Tablet" isimleri varmış. Yayınlanacağı sırada iki alternatif isim daha düşünmüşler ama en sonunda "Cadı Avcısı"nda karar kılmışlar.
  • Kitabın ilk taslağının korkunç olduğunu düşünüyormuş.

6 Aralık 2015

[Blog Tur] Kızıl Kraliçe - Victoria Aveyard | Tanıtım Videosu




Kitap: Kızıl Kraliçe
Orijinal Adı: Red Queen
Yazar: Victoria Aveyard
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Çeviri: Onur Kınacı Birler
Yayın Tarihi: Kasım 2015 
Sayfa Sayısı: 392
Seri Adı: Red Queen #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik

Puanım:
 

İnsanların Kana Göre Sınıflara Ayrıldığı, Bir Düzen… Büyülü, Tanrısal Yetenekleriyle Diğerlerine Hükmeden Gümüşler, Onların Gölgesinde Hayatta Kalmaya Çalışan, Sıradan Kızıllar… İktidar Tehlikeli Bir Oyundur. Peki, Kazanmak İçin Ne Kadar Kan Kaybetmek Gerekir? Kanla Bölünmüş Bir Dünyada, Kazananı Belirsiz Bir Varoluş Mücadelesi…

Mare Barrow'un dünyasında kanın rengi, varoluşun biçimini belirlemektedir. Doğaüstü yeteneklerle donatılmış Gümüşler, köle gibi çalıştırdıkları ve savaşta ölüme gönderdikleri Kızıllara hükmetmektedir.

Yoksul bir Kızıl kasabasında yaşayan on yedi yaşındaki Mare, talihsiz olaylar sonucu bir Gümüş sarayında çalışmaya başlar. Ancak Kızılların başkaldırı hareketini örgütleyen Kırmızı Muhafızlar'ın davasını ateşleyecek kıvılcımın kendi parmaklarının ucunda ol-duğunu fark edince bambaşka bir oyunun ortasında kalır. Yalanlar üzerine kurulu bir düzende Kızılların Gümüşlere, bir prensin diğer prense ve Mare'nin kendi kalbine karşı mücadele ettiği bu tehlikeli oyunda tek mutlak gerçek, ihanettir.

Pegasusa bir haller oldu. Artık kitapları çok fazla beklemiyoruz ve çok da kaliteli baskılarla okuyoruz o.O Bu kitapta ise bir üst levele geçildi ve yurt dışında bloggerlara gönderilen ARCler gibi bizim kitaplar da kutulu basıldı. Hatta sözünü ettiğim ARCler ciltsizdi. Tabii ki kutular sınırlı sayıda olduğundan sadece fuarda dağıtıldı ama olsun. Artık biz Türk okurlar da bu tür nimetlerden faydalanabiliyoruz *-* Kitabın çevirmeni bir önceki tur kitabımızda da olduğu gibi Onur Kınacı Birler. Adını daha pek çok güzel kitapta görürüz gibime geliyor, zira çevirisi mükemmele yakın. 

İnsanların Kızıl ve Gümüş diye ikiye ayrıldığı, Kızıllar halkın alt tabakasıyken süper güçlere sahip Gümüşlerin ülkenin yönetiminde büyük rol aldığı bir dünyaya hoş geldiniz. Öncelikle belirteyim hikayemizin bu kısmı tesadüfi olarak aynı zamanlarda çıkan bir başka kitapla büyük benzerlik gösteriyor: Kızıl Yükseliş. Ancak benzerlik burada son buluyor. Kızıl Yükseliş'in romantizmden uzak, strateji ve savaş ağırlıklı kurgusundan sıkılanların Kızıl Kraliçe'yi daha çok sevmesi muhtemel. 

"Onların kanları bir tehdit, bir uyarı ve bir vaatti. Biz aynı değiliz ve asla da olmayacağız."
Sayfa 15

Nedendir bilinmez ben bu kitabı okuyana kadar distopya sanıyordum. Değilmiş, değil yani bence, bilmiyorum :/ Daha çok fantastik kurgu. Ana karakterimiz Mare'in ülkesi diğer ülkelerle savaş halinde, kendisi gibi Kızıl olan üç ağabeyi 18 yaşına gelene kadar çıraklık yapamadığı için savaşa gönderilmiş. Anlaşılacağı üzere Kızıl olmak ya Gümüşlerin altında çalışmak ya da Gümüşler için savaşa gidip ölmek/sakat kalmak demek. Mare'in de sonu savaşa gitmek gibi görünüyor çünkü kızımız yetenekli bir yankesici olmaktan öteye gidememiş. Bir gün hırsızlık yaparken genç bir adam tarafından yakalanıyor ve onunla sohbet ettiğinin ertesi günü kendini sarayda hizmetçi olarak buluyor. Saraya geldiği gün de Kraliçedenemesi, yani geleceğin kralı için kraliçe seçimi yapılıyor. "Beni Seç?" nidalarınızı duyar gibiyim, evet benzer bir durum ama tam da öyle değil. Ülkenin en üst tabakasında bulunan Gümüşlerin birbirinden güçlü kızları birbirleriyle savaşıyor. Yanlış duymadınız, bu Gümüş kızlar geleceğin kraliçesi olmak için özel yeteneklerini kullanarak birbirlerini yenmeye ve en güçlü kraliçe olmaya çalışıyorlar. Mare tabii ki ağzı bir karış açılmış bir halde bu ilginç olayı izlerken kendini bir anda Kraliçedenemesi'nin yapıldığı alanda, kazanan kızın karşısında buluyor. Ve ne oluyorsa tam da bu anda oluyor. Spoiler vermemek için devamında neler olduğunu yazmayacağım. 

"Onlardan biri olacağım. Bir kukla. İnsanları mutlu, sessiz ve ayaklar altında tutmaya yarayan bir gösteri."
Sayfa 96

Kanı gümüş akan, utanınca yanaklarına kan gittiğinde daha da solan; alevi, suyu, metali kontrol edebilen Gümüşler, köle olmanın ötesine gidemeyen kırmızı kanlı Kızıllar, geçmişin derinliklerinde kalmış bir yalan, karakterleri birbirinden çok farklı iki yakışıklı prens, isyan bayrağını çeken bir grup Kızıl ve her şeyin ortasında kalmış ve muhtemelen ülkenin geleceğinde önemli yer oynayacak Mare... Aslında hikaye gerçekten ilginç ama heyecansız anlatımı, tahmin edilebilir kurgusu, sevimsiz karakterleri ve benzer birçok kitap arasında bir fark yaratamaması nedeniyle biraz vasat bir kitap. Aslında kitap yayımlanmasından seneler önce tamamlanmış ama tanıtımına fazlasıyla ağırlık veren yayıncı kitabı basmayı o kadar geciktirmiş ki arada benzer çok kitap çıkınca kitabın bir özelliği kalmamış. Bunda bir etken de ilk kitabın kişilik gelişimine ağırlık veriyor olması. Mare özel bir karakter ama çok saf ve bu güne kadar bildiği hiçbir şey ile örtüşmeyen bir dünyada buluyor kendini. İnanç, güven, ihanet, dostluk, düşmanlık, aşk gibi kavramlara büyük yer veren yazarımız kitabın sonunda inandığımız her şeyin yalan olabileceğini, herkesin herkese ihanet edebileceğini gösteriyor bize ve işte tam da o anda Mare'in kişiliği tam anlamıyla şekilleniyor. Mare'in gücünü buluşu ve gerçekleri idrak edişi ile kitabın sonuna doğru hikaye şahlanıyor. Bu nedenle ilk kitap her ne kadar beklentilerimin altında kalmış olsa da devam kitaplarının çok daha başarılı olacağını düşünüyorum. 

"Ben ne dersem, gerçek odur. Tüm dünyayı ateşe verebilirim ve buna yağmur diyebilirim."
Sayfa 358

Bu arada bana göre yazar Mare ve Cal'dan çok Maven'ın karakterine özenmiş. Nedenini kitabı okurken anlayacaksınız. Sanırım kitapta tek sevdiğim karakter Maven oldu. "Gizem, sen ne hasta ruhlu insansın?" diyeceksiniz kitabı okurken biliyorum :D 

Siz sormadan söyleyeyim: Tacı Aliexpress'ten aldım. 
Kızıl Kraliçe, dört kitaplık bir serinin ilk kitabı. Serinin ikinci kitabı olan Glass Sword yurt dışında Şubat 2016'da yayımlanacak. Pegasus ikinci kitabı şimdiden çeviriye verdi. Bu da demek oluyor ki çok beklemeyeceğiz *-*



Tanıtım Videosu

24 Ekim 2015

[Blog Tur] Karanlık Yalanlar - Alessandra Torre | Kitap Yorumu


her şey bir yalansa aşk söz konusu olabilir mi?


Kitap: Karanlık Yalanlar
Yazar: Alessandra Torre
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Onur Kınacı Birler
Yayın Tarihi: Eylül 2015 
Sayfa Sayısı: 336
Orijinal Adı: Black Lies
Tür: Yetişkin, Romantizm, Gizem

Puanım:
 

Bu bir aşk hikâyesi ama okuması kolay olanlardan değil...

Brant:
Yirminci yaş gününde bir teknoloji milyarderi oldu. Benimle üç yıldır beraber. Dört kere evlenme teklif etti. Dört kere reddedildi.

Lee:
Ev hanımlarıyla aşna fişne yapmadığı zamanlarda çim biçiyor. Elleri ve vücudunun diğer parçaları son derece yetenekli. Bilse de bilmese de, iki yıldır benim tarafımdan takip ediliyor.

Durmayın. Yargılayın beni. Benim aşkımın nelere yol açtığı hakkında en ufak bir fikriniz bile yok. Daha önce bu hikâyeyi duyduğunuzu düşünüyorsanız güvenin bana… duymadınız

Lana zengin bir ailenin kendi ayakları üstünde durmak isteyen kızıdır. Bir dernek gecesinde yakışıklı CEO Brant'la tanışır ve Brant'in halasının tüm çabalarına rağmen ikilinin ilişkici dolu dizgin başlar. Her şey mükemmeldir ama ikilinin arasına giren hala Lana'yı uyarır durur: Brant'in sakladığı bir sır vardır. Bir sene sonra gerçeği öğrendiğinde Lana'nın mutlu geleceklerine dair tüm hayalleri alt üst olur.

Aradan aylar geçer ve Lana Lee adında Brant'in tamamen zıttı yakışıklı ama fakir bir adamla tanışır. İkili birbirine ilgi duysa da Lee'nin bir sevgilisi vardır. Lana aralarına giren kadını Lee'den uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Lee sadece ona ait olmalıdır. Brant de... Çünkü Lana'nın mutlu geleceği buna bağlıdır.

Bunun bilindik bir aşk üçgeni olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu hikâyede kirli ve karanlık yalanlar, açığa çıkmayı bekleyen sırlar var, ancak masum olan kimse yok. Lana'yı yargılayabilirsiniz, iki erkeği aynı anda sevmesini sorgulayabilirsiniz ama neden bunları yaptığını öğrendiğinizde gerçeklerin düşündüğünüz gibi olmadığını göreceksiniz.

Karanlık Yalanlar'ı okuyalı 3 ay oldu sanırım. Aradan bu kadar zaman geçtiğinde genelde kitabın büyük bir kısmını unuturum ama bu kitaptaki her ayrıntıyı beynime kazımış olmalıyım ki çok iyi hatırlıyorum. Öncelikle enfes bir kurgu var kaşımızda. Erotik roman dendi mi cinselliğin öne çıktığı, hikâyenin fazla düşünülmediği kitaplar geliyor aklıma. Karanlık Yalanlar'a başlamadan önce de beklentim bu yöndeydi. Yanıldım. Karanlık Yalanlar'a sadece erotik roman deyip geçilemez çünkü.

Lana, zeki ve ne istediğini bilen bir kadın. Yine diğer erotik romanlarda görmeye alışık olduğum salak karakterlerden kesinlikle değil. Brant ile tanışmadan önce kendini yardım derneğine adamış idealist ve kendi ayakları üzerinde durmak isteyen birisi olarak çıkıyor karşımıza. Brant'ın sırrını öğrendikten sonra ise başka bir amaçla yaşamaya başlıyor. Planlar kuruyor, aşk uğruna sevgilileri ayırıyor, yalanlar söylüyor, aldatıyor... Hesapçı ve kötü bir kız ama haklı olduğu yanlar da var. Hem seviyor hem nefret ediyorsunuz.

Arkanı dön ve güzel kıçını bu adamdan uzaklaştır. Bundan sonra senin yüzüne dokunmayacak. Bundan sonra senin bedeninle sevişmeyecek. O benim. Ben senin yerini alacağım.
Lana | Sayfa 8

Brant ise genç yaşında üstün zekası sayesinde teknoloji dünyasının milyarderleri arasına girmiş, ilişkilerden uzak duran ama Lana'yla tanıştığı anda tüm tabularını yıkan hem yakışıklı hem de duygusal bir erkek. Pek çok yönden hayallerdeki erkek denebilir ona. Lana'ya öylesine aşık ki bu aşk için yapmayacağı şey yok. Sakladığı sırrı mezara götürmeye kararlı.

Ben bu aşk için savaşacağım. Yalan söyleyeceğim. Çalacağım. O, bunların hepsine değer. Bu aşk, söylenmemiş tüm gerçeklere değer. Gizli kalmış yalanlara değer.
Brant | Sayfa 90

Lee fakir ama gururlu dediğimiz erkeklerden. Güçlü duruşunun altında acı dolu bir geçmişi var. Zengin kadının kesinlikle uzak durması gereken bir tip. Lana, ruh eşi Brant'e olan aşkına rağmen bu adama çekilmekten kendini alamıyor. Lee'yi elde etmek için asla yapmayacağı şeyler yaparken buluyor kendini. Lee ise Lana'yı başka bir erkekle paylaşıyor olmaktan memnun değil. Onu sadece kendisine istiyor. Peki bu mümkün mü?

Brant'in sırrı benim adıma çok da anlaşılmayacak bir şey değildi. Özellikle de yakın zamanda benzer bir hikâye okuduğum, dizi izlediğim düşünülürse Brant'e neler olduğunu çok çabuk anladım. Ama bunu bilmem merakımı gidermedi, aksine Lana'nın yarattığı bu karışıklık nasıl çözülecek diye heyecanla okumaya devam ettim. Kitabın sonuna doğru yazarın patlattığı bomba ise hiç beklemediğim bir şeydi. Şok üstüne şok yaşaya yaşaya bitirdim kitabı. İşte bu nedenle tur boyunca bas bas bağırdık bu bildiğiniz erotiklerden değil diye. Alakası yok. Bu kitapta çok daha fazlasını bulacağınızın garantisini verebilirim.

Son olarak kitabın çevirisini yapan biricik arkadaşım Onur Kınacı Birler'in çok iyi bir iş çıkardığını söylemeden edemeyeceğim. Çevirinin redaksiyona görmeden önceki halini de bildiğimden sözlerimde hiçbir abartının olmadığını bilmenizi isterim. Onur'un çevirdiği nice güzel kitabı okumak dileğiyle...


16 Ağustos 2015

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Tanıtım Videosu




Kitap: Kafes
Orijinal Adı: Bird Box
Yazar: Josh Malerman
Yayıncı: İthaki Yayınları
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayın Tarihi: Ağustos 2015 
Sayfa Sayısı: 330
Tür: Gerilim, Korku, Post Apocalyptic

Puanım:
 

Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?
4 yıl önce dünyada ilginç bir olay yaşanmaya başladı. İnsanlar bir anda deliriyor, sevdiklerini ve kendilerini öldürüyorlardı. Bunun sebebinin bir virüs mü yoksa garip bir yaratık mı olduğu bilinmiyordu. Kahramanımız Malorie tam bu zamanlarda kaza eseri hamile kalmış, ablasıyla yaşayan genç bir kadındı. Başlarda yaşananlara karşı kayıtsızdı ama sevdiklerinin birer birer ölmesi ve çocuğunu koruma isteğiyle daha güvenli bir yere gitmeye karar verdi. Gazetedeki bir ilanda gördüğü eve doğru yola koyuldu. Gittiği evde uyması gereken kurallar vardı: Yaratıkların içeri girmesine izin verme, dışarıdayken sakın gözlerini açma. Yeni evinde yeni arkadaşlarına uyum sağlamaya çalışan Malorie, bir gün erzaklarının biteceğini ve dışarıya, yaratıkların olduğu yere çıkmaları gerekeceğini biliyordu. Bilmediği ise yaratıkların çok yakınlarında olduğuydu. Güvenli hiçbir yer kalmamışken ve yeni insanlar eve akın ederken Malorie artık kime güvenebileceğinden emin değildi. 

Arkadaşlarını kaybeden kahramanımız 4 yıl sonra çocukları Oğlan ve Kız'la evden ayrılmaya karar verdi. Bu yolculuk için yıllardır çocuklarını eğiten Malorie, karşılarına çıkacak tehlikeleri, etraflarındaki yaratıkları ve gözlerini asla açmamaları gerektiğini biliyordu. Malorie, ev arkadaşları ve 4 sene önce yaşananlar aklına gelirken çocuklarını da yanına alarak bilinmeyene doğru yola çıktı.

"Oradan ayrıldık çünkü bazı insanlar gelecek en küçük bir haberi beklerken bazıları kendi haberlerini yazar."
Tom | Sayfa 114

Turu ilk aldığımızda tırsmadım değil. Ben ki korku filmi izlemem, kitaplarını okumam, uykusuz geceler geçirmeyeyim diye sabahtan okumaya başladım kitabı. Ama benim adıma korkunç değildi. Ama evet, ürkütücüydü. Bu ikisi arasında ince bir çizgi var. Korku kitapları okuyorsanız size bir sır vereyim: Josh Malerman bir Stephen King değil :P Tabii bu kitabı sevmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Çünkü çok özgün bir kurguyla karşı karşıyayız. Göz bağları olmadan dışarı çıkamayan insanlar, sadece tek bir bakışla insanı delirten yaratıklar, ilginç bir duyma eğitimi almış adı olmayan kardeşler ve yıllar geçse de kopmayan güçlü bir dostluk bağı... Ahhh bu kitap ne güzeldi böyle *-*

Kitabı ürkütücü yapan yaratıklarla ilgili yazarımızın ser verip sır vermemesi. Bu da okurun kendi hayal gücünü devreye sokuyor. Her insana göre korkunç yaratıklar farklı görünüyor olabilir. Bazısı cinleri hayal eder, bazısı uzaylıları ya da hayaletleri... Bu da aslında kitabın neden korku türünde olduğunu kanıtlıyor. Kendi kafamızda kurduğumuz yaratıktan korkuyoruz tüm kitap boyunca. (Ben nedense beyaz ışıklarla çevrili hayaletimsi bir şeyin hayalini kurdum. Sanırım ondan korkmadım o.O)

"Detayları sen ekliyorsun. Neye benzediklerini sen uyduruyorsun, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir bedene ve şeye ayrıntılar ekliyorsun. Belki de yüzü bile olmayan bir şeye gerçek bir yüz veriyorsun."
Malorie | Sayfa 277

Bir diğer ürkütücü olay ise yaratığın burnunun dibinde olduğunu bilip ona bakamıyor oluşun. Ki insan dediğin meraklıdır, illaki ya neymiş bu diye bakar ne olduğuna. Ama yok, Malorie bu konuda çok sabırlı çıktı. Göz bağı ile yazarın karanlık korkusuna da gönderme yaptığını düşündüm ben. Sonuçta insanların çoğu karanlıktan göremedikleri bir canavarın yanlarında oluşundan ve onu göremiyor olduklarından dolayı korkmazlar mı? Orada bir canavarın olduğunu düşünürsünüz ama o canavar size hiçbir şey yapmaz. Ama illaki ışığı açıp onu kaçırtmak istersiniz. Göz bağları da kendi karanlık dünyanıza açılan kapı, ancak bu sefer canavardan korunmak için karanlıkta kalmalısınız.

Kafes'i çok sevmiş olsam da 1 puan kırmadan edemedim. Kitabın bana göre en büyük sorunu öngörülebilir oluşuydu. Karakterlerin başına gelecekler, birinin sakladığı sır vs. çok barizdi. Bu da gerilim unsurunu bir yerden sonra ortadan kaldırdı, ne olacağından çok ne zaman olacağını merak eder oldum. Belki siz bunları önceden tahmin etmezsiniz. Ama benim için kitabı sıkıcılaştıran bir durum oldu.

Kitabın film hakları çoktan alınmış. Siz de okurken bana hak vereceksiniz, bundan film olmaz :D Karakterlerin göremediği şeyi biz görürsek korku filmi olsa bile kitabın o belirsizliğini tamamen ortadan kaldırmış olurlar. Kitapta tarif edilmeyen bir şeyin filmde gösterilmesi de kitabı önceden okumuş olanlar için hayal kırıklığına sebep olabilir. Şu ara popüler olan her kitaba atlayan yapımcıların işin bu kısmını henüz fark etmemiş olduğunu ama zamanla anlayıp filmden vazgeçeceklerini düşünüyorum.


Tanıtım Videosu


14 - 17 Ağustos Tur Programı
14 Temmuz   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
15 Temmuz   sohbetedecekkimseyok.blogspot.com |  Kitap Yorumu
15 Temmuz   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Temmuz   pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz? 
16 Temmuz   thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
17 Temmuz   segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

25 Temmuz 2015

[Blog Tur] Her Gün - David Levithan | Tanıtım Videosu

 

Kitap: Her Gün
Orijinal Adı: Every Day
Yazar: David Levithan
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Çeviri: Derya İmer Aydınlık
Yayın Tarihi: Temmuz 2015 
Sayfa Sayısı: 433
Seri Adı: Her Gün #1
Tür: Lgbt, Genç Yetişkin, Fantastik

Puanım:
 

Her gün farklı bedende. Her gün farklı hayatta. Her gün aynı kıza âşık.

Uyandım. Anında kim olduğumu anlamam gerekti. Mesele sadece bedenim de değil… gözlerimi açtığımda kolumun renginin açık mı koyu mu olduğu, saçımın uzun mu kısa mı olduğu, şişman mı zayıf mı olduğum, kız mı erkek mi olduğum, yara bere içinde mi yoksa pürüzsüz mü olduğum… Her sabah farklı bir bedende uyanıyorsanız, vücut en kolay alışılan şey. Kavraması güç olabilen ise bedenin önceden yaşamış olduğu hayat. Her gün başka biriyim. Ben, kendimim; kendim olduğumu biliyorum ama ayrıca başka biriyim de. Hep böyle olageldi.
16 yaşındaki A kendini bildi bileli her sabah yaşıtı olan başka birinin bedeninde uyanır. Ne kadar çabalarsa çabalasın bunu değiştiremez. Gerçeği çoktan kabul eden A, günlerini bedenini kullandığı kişiler için bir sorun oluşturmayacak şekilde geçirmeyi amaç edinmiştir. Ta ki bir sabah Justin'in bedeninde uyanıp sevgilisi Rhiannon'a aşık olana kadar. O günden sonra Rhiannon'a gerçek A'yi göstermek için elinden gelen her şeyi yapmaya, kendi kurallarını yıkmaya başlar. Bu, bedenine girdiği kişiler için ciddi sorunlara yol açacak olsa, hatta tüm dünyanın onun varlığını öğrenmesine neden olsa bile... 

"Bir kere âşık olmuştum ya da en azından bugüne kadar öyle sanıyordum."
A | Sayfa 29

Her Gün, okuru farklı hayatları tanımaya ve anlamaya itiyor. Bir gün eşcinsel birisi olmanın nasıl bir şey olduğunu gösteriyor bize, hemcinsine aşık olmanın toplumda nasıl karşılandığını gözler önüne seriyor. Bir başka gün depresyona giren birisinin nasıl hissettiğini anlatıyor; ne kadar zor olduğunu, her gün nasıl da ölümün kıyısında olabileceğini. Sevdiğinin kaybıyla acı çeken birisinin, obezite yüzünden iğrenilen başkasının gözünden bakıyoruz dünyaya. Bir uyuşturucu bağımlısının ataklarına şahit oluyoruz. Fakir ama mutlu birisi oluyoruz bir gün, başkalarına acı çektirmekten zevk alan kötü birisiyiz bir diğer gün... İşte dünya böyle insanlarla dolu. David Levithan, A'nın aracılığıyla her bir farklı bireyle tanışmamızı, onların hislerini anlamamızı, yaşadıklarını yaşamamızı sağlıyor.

Yazar bizi bu ilginç hikayede gerçeklerle yüzleştiriyor. Hayat kolay değil, özellikle diğerlerinden farklı olanlar için. İnsanların büyük bir çoğunluğu kişinin paketine içinden daha çok önem veriyor, eşcinselleri yargılıyor, başkalarının düşüncelerine göre hareket ediyor. A için bunların bir önemi yok. O her zaman paketi değil bireyi görüp ona aşık olan biri. Kimsenin hayatına karışmadan girdiği bedenlerde var olmaya çalışıyor. Farklı bedenlerde olduğu hiçbir zaman gerçekte kim olduğunu gösterme ihtiyacı duymuyor, girdiği bedenlerden utanmıyor. Karşısındaki gerçek A'yı göremeyecek diye korkmuyor. Sonra tam da böyle birisine aşık oluyor: Rhiannon'a. Rhiannon, A'nın aksine dış görünüşe önem veren homofobik bir kız. Yani A için en yanlış kişi.

"Beni görmesini istiyordum, göremeyeceğini bilsem de."
A | Sayfa 60

Bu kitabı okurken iki karakterin de yaşadıklarını anlamaya çalışıyor insan. Her gün farklı bedenlerde yaşamak zorunda olsam ne yapardım? Sevdiğim kişi her gün başka bir bedende ve cinsiyette karşıma çıksa ne yapardım? Bu ilişkiyi yürütebilir miydim? Yoksa kaçıp hislerimi unutmaya mı çalışırdım? Sizin cevaplarınız ne olurdu bilmiyorum. Belki Rhiannon'dan nefret edersiniz, ya da ona hak verirsiniz. Belki A'ya üzülürsünüz ya da onun gibi olmak istersiniz. Benim cevaplarım ise bende saklı kalsın :P

"Aşkın her şeye galip gelmesini istedim. Fakat aşk hiçbir şeye galip gelmiyordu. Kendi başına hiçbir şey yapamıyordu. Onun adına galip gelelim diye bize güveniyordu."
A | Sayfa 286

Her Gün; farklı bedenler, farklı cinsiyetler ve farklı hayatlar içinde var olmaya çalışan bir aşkın hikayesi. Fantezinin gerçeklikle harmanlandığı çok ilginç, çok tatlı ve çok içten bir kitap. Okurken insana huzur da veriyor, saç baş yolma isteği de. Bu kitabı okumadan önce önyargılarınızı bir kenara bırakmalı, cinsiyet kavramını unutmalı ve sadece A'yı görmeye çalışmalısınız.


Tanıtım Videosu


20 - 23 Temmuz Tur Programı

20 Temmuz   fanboyungunluguu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
20 Temmuz   sohbetedecekkimseyok.blogspot.com |  Kitap Yorumu
21 Temmuz   tugceninkitapligi.com  |  Kitap Yorumu - Bonus Sahne
21 Temmuz   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
22 Temmuz   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
22 Temmuz   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz? 
23 Temmuz   thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu

24 Mayıs 2015

[Blog Tur] Karmakarışık - Emma Chase | Kitap Yorumu

 

Kitap: Karmakarışık
Orijinal Adı: Tangled
Yazar: Emma Chase
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Çeviri: Deniz Beril Bacaklılar
Yayın Tarihi: Mayıs 2015 
Sayfa Sayısı: 433
Seri Adı: Karmakarışık #1
Tür: Yetişkin, Günümüz Aşk

Puanım:
 

Zengin, yakışıklı ve kendini beğenmiş Drew Evans ile güzel, zeki ve hırslı Katherine Brooks buluştuğunda işlerin karmakarışık hale gelmesi şaşılacak bir şey değildir.

Drew Evans'ın işi, milyon dolarlık anlaşmalar yapmak ve New York'un en güzel kadınlarını tek bir gülümsemeyle baştan çıkartmaktır. Peki, öyleyse neden yedi gündür evden dışarı çıkmıyor? Neden mahvolmuş, sefil bir halde ve depresyonda? Ona sorduğunuzda size sebebinin grip olduğunu söyleyecektir fakat hepimiz bunun doğru olmadığını biliyoruz.

Katherine Brooks, Drew'un babasının yatırım bankacılığı firmasında işe başladığı anda gösterişli playboyun hayatındaki her alanın bir karmaşaya sürüklenmesine sebep olmuştur. Profesyonel alandaki yarışları Drew'un cesaretini kırıyor, Katherine'e karşı hissettiği çekim dikkatini dağıtıyor ve onu yatağa atma girişimlerindeki başarısızlığı ise tamamen sinirlerini bozuyordur.

Nasıl oluyordu da kadının biri çıkıyor ve ağzı iyi laf yapan çapkın bir adamı mahvolmuş, umutsuz biri haline getirebiliyordu? Hayatta asla sahip olmak istemediği tek şeyi gerçekleştirerek.

Drew Evans, işinde başarılı, zeki, yakışıklı, karizmatik ve esprili bir adam. Hafta sonları arkadaşlarıyla kulüplerde alemler yapıp her gece başka kadınlarla birlikte oluyordu. Ta ki güzeller güzeli Kate ile tanışana kadar. Drew onu görür görmez tutuluyor hatta onu da yatağa atmak için elinden geleni yapıyor ama Kate nişanlı olduğu için onu geri çeviriyor. Drew, hafta sonu tanıştığı afeti düşünedursun Kate iş yerinde çıkıyor Drew'un karşısına. İşte o andan itibaren şenlik başlıyor. Drew her ne kadar hovardaların kralı da olsa şirkette birisiyle ilişkiye girmemek gibi bir kuralı var ve bir kadın ne kadar ilgisini çekerse çeksin işi her zaman önce geliyor. Peki Kate için bu tabuları yakabilir mi? Kate ve Drew'un iş konusundaki rekabeti ikilinin ilişkisini bambaşka bir boyuta taşıyor. Şirketin en iyisi olmak için savaşırken Drew'un kurallarının da Kate'in nişanlısının da bir önemi kalmıyor. Şimdi Drew "Grip" ve onu iyileştirecek tek ilaç Kate'in ta kendisi.

Bir kadın yazar erkeğin dilinden nasıl böyle bir kitap yazabilir?! Karmakarışık, playboyumuz Drew Evans'ın gözünden anlatılıyor. Normalde kadın yazarlar erkeklerin düşüncelerini yeterince doğru veremezler ve bu karakterin içinde kadınsı bir yön bulmamıza sebep olur. Böyle kitaplardan ne kadar nefret ettiğimi anlatamam. Emma Chase ise harika bir iş çıkarmış. Kitabın esprili ve erotik sahneleri de dahil baştan sona sıkmayan, eğlenceli bir anlatımı var. Drew Evans çok ama çok komik bir karakter. Nasıl "Grip" olduğunu anlatırken sanki sizinle sohbet ediyor. Bir yandan espriler yaparken diğer yandan erkeklere dair tüyolarla kadınları uyarıyor. Aklı fikri sekste ve tam da bir erkeğin yapacağı salakça hataları yapıyor. Kitap 433 sayfa olmasına rağmen tadı damakta kalıp çabucak bitiveriyor.

Orada bir yerde bunu okuyan hanımlar, size benden – ücretsiz – bir nasihat. Kulüpte az evvel tanıştığınız bir adam size bebeğim, tatlım, meleğim gibi tatlı sözlerle mi hitap ediyor? Sakın, size ölüp bittiği için, şimdiden şirin hitaplar bulmaya çalıştığını düşünme hatasına düşmeyin. İşin aslı, ya gerçek adınızı unutmuştur ya da zaten aklında tutmaya zahmet etmiyordur.
Drew | Sayfa 16

Çoğu yetişkin romanında kadın karakter aptallığıyla bizi çileden çıkarır. Kate kesinlikle onlardan biri değil. Başarılı, zeki ve güzel kızımız. Verdiği kararların hepsini haklı bulduğumu söyleyebilirim. Yan karakterleri de çok beğendiğimi söyleyeyim. Özellikle de yeğen Mackenzie ve her küfür ettiğinizde içine 1 dolar koymak zorunda kaldığınız para kavanozu favorimdi. Drew varını yoğunu o kavanoza yatırırken hunharca güldüm. Matthew, Dee, Kaltak ve diğerleri... Emma Chase karakterlerinin hepsini özene bezene yaratmış *-*

Savaşları, eylemler kazanır. Yaraları, eylemler iyileştirir. Sözler değil. Sözler ucuzdur.
Drew | Sayfa 305



En son bu kadar komik diyebileceğim aynı türdeki Wallbanger kitabını okumuş ve ilk yarısını ne kadar sevsem de ikinci yarısında çok sıkılmıştım. Benimle aynı düşünenlerin ya da Wallbanger'ı çok beğenenlerin bu Karmakarışık'ı okumasını şiddetle öneririm.

Karmakarışık, 4 kitaplık serinin ilk kitabı. Serinin diğer kitaplarının adları ise sırasıyla Twisted, Tamed ve Tied. Twisted, Karmakarışık kitabının bittiği yerden 2 sene sonrasını Kate'in gözünden anlatıyor. Tamed ise Drew'un en yakın arkadaşı Matthew'in aşk hikayesini anlatıyor (tabii ki Matthew'un gözünden). Tied kitabında yeniden Drew ve Kate var. Drew'un gözünden anlatılan kitap karakterlerimizin mutlu sonlarını anlatıyor. Serinin devamı çok ara verilmeden çıksa süper olur *-*

Bu arada kitabın ciltli olduğunu ve cildi kadar çevirisini de çok beğendiğimi söyleyeyim. Böyle kitaplarda iki kapak olması iyi oluyor. Mesela ben kitabı çaktırmadan iş yerinde okudum :P


21 Mayıs - 24 Mayıs Tur Programı

21 Mayıs   tugceninkitapligi.com  |  Kitap Yorumu
21 Mayıs   sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
22 Mayıs   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
22 Mayıs   sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
23 Mayıs   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
23 Mayıs   thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu
24 Mayıs   kitaptelvesi.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
24 Mayıs   tugceninkitapligi.com  |  Bonus Sahne

23 Mayıs 2015

Kurucunun Kızı - Amy Engel

Bishop ölmeli. Ve onu öldüren ben olmalıyım…


Kitap: Kurucunun Kızı
Yazar: Amy Angel
Yayıncı:Yabancı Yayınları
Çeviri: Merve Özcan
Yayın Tarihi: Mayıs 2015
Sayfa Sayısı: 272
Seri Adı:The Book of Ivy
Tür: Genç Yetişkin, Distopya, Romantizm
Goodreads | D&R

Puanım:


Dehşet verici bir nükleer savaş sonrası Amerika Birleşik Devletleri büyük ölçüde yok edilmiş, sadece küçük bir grup hayatta kalmıştı. Geriye kalanları kimin yöneteceği konusunda Lattimer’lar ve Westfall’lar arasında çıkan savaşı Westfall ailesi kaybetmişti. Ve beş yıl sonra barış ve kontrol, her yıl yapılan bir törenle, kaybeden tarafın kızları ile kazanan tarafın erkeklerinin evlendirilmesiyle sağlanmaktaydı.

Bu yıl benim sıram gelmişti. Benim adım Ivy Westfall ve görevim basitti: Başkan’ın oğlunu, müstakbel kocamı öldürmek ve Westfall ailesinin gücünü geri kazanmasını sağlamak. Ama görünen o ki, Bishop Lattimer ya çok yetenekli bir oyuncu ya da ailemin iddia ettiği gibi kalpsiz, zalim bir çocuk değil. Hatta beni bu dünyada gerçekten anlayan tek kişi bile olabilir. Ama kaderimden kaçmama imkân yok. Ben Westfall mirasını geri alacak kişiyim.

Çünkü Bishop ölmeli. Ve onu öldüren ben olmalıyım…

Yine bir distopya ve ben yine mest oldum *-* Yabancı Yayınları bu kitap için kendi blog turunu yapınca dayanamadım ve bir distopya manyağı olarak katıldım. Gerçi birazcık (dediğime bakmayın resmen 1 hafta) geç yayınlıyorum yorumumu. Bu nedenle başta yayınevi olmak üzere herkesten özür dilerim.

Veee insanlık yine yapmış yapacağını ve birbiriyle savaşırken dünyayı yok etmenin eşiğine gelmiş. Nükleer savaş sonrası yok edilen ABD'de yeni bir yaşam alanı kuruluyor. Burayı kuran Westfalllar Lattimerlerin kendilerinden önce silahı bulmasıyla yönetimi bırakmak zorunda kalıyorlar. Lattimerler de bölgedeki insanları ikiye ayırmışlar. Kendi taraflarındakiler daha iyi bir yaşama sahipken Westfall'dakilerin işi biraz daha zor. Nükleer savaştan sonra kadınlar sadece genç yaşlarda çocuk doğrabilir olmuşlar. Bu nedenle yönetimi devralan ilk Lattimer bir kural koyuyor: yapılan bazı testlerin sonucunda birbirlerine en uyan gençler 16 yaşındayken hükümet tarafından evlendiriliyor. Gençlerin seçim şansı yok, karşı çıkarlarsa bölgeden sürülür ve ölürler. Kahramanımız Ivy de 16 yaşına gelmiş ve kurucu Westfall'ın torunu. Her ne kadar istemese de ailesinin geleceği için Başkan'ın oğlu Bishop ile evleniyor. Diğer kızlar için bu hayatlarını birlikte geçirecekleri kişiyle tanıştıkları gün olabilir, ama Ivy için durum böyle değil. Ivy'nin Bishop'un güvenini kazanıp onu öldürmesi gerekiyor, Bishop babası ile aynı düşüncelere sahip olmasa ve hatta ileride iyi bir başkan olacaksa bile bu hiçbir şeyi değiştirmez. Bishop ölmeli ve onu öldüren Ivy olacak! Başlarda Bishop'a herhangi bir his beslememek için çabalayan kızımız için işler istediği gibi gitmiyor ve kendini ailesini sorgularken buluyor. Doğru olan bu mu? Halkının ve ailesinin iyiliği için aşık olduğu Bishop'u öldürebilmesi mümkün mü?

"Hiçbir özgürlüğümüz yok, kimi seveceğimiz konusunda bile."

Zorla hükümet tarafından evlendirilen gençler ve yönetime karşı çıkan bir ana karakter... Aslında kitabın başları Eşleşme'ye çok benzese de ondan daha başarılı bir kurguya ve anlatıma sahip. Genelde distopya denince aklınıza gelişmiş teknolojiler ve farklı bir yaşam tarzı gelebilir. Kurucunun Kızı'nda ise teknolojiden geriye hiçbir şey kalmamış. İnsanlar ortaçağdan kalma gibi yaşıyor. Ellerinde kalan ürünler haricinde hiçbir şeyleri yok, elektrikleri bile yok yani bırakın teknolojinin gelişmesini. Buzdolabı yerine içine buz konulan kutuları var mesela. Artık silah üretmiyorlar ve savaş öncesi silahları gizli bir yerde saklıyor, sadece güvenlikte çalışanlara mesai saatleri içinde veriyorlar. Bunları okurken "eeee hani bilimkurgu?!" diyebilirsiniz. O zaman size bir sır vereyim: distopyanın anlamı anti-ütopya'dır. Kötü koşulları olan bir yeri; özgürlüğü elinden alınan, zulmedilen halkı ve buna karşı koymaya çalışan kahramanları anlatır. Yani illa bilimkurgu olması gerekmiyor. Hükümetin en ufak suçlarda bile insanları çitin dışına sürgün edip ölüme terk ettiğini ve bölgede totaliter yönetimin olduğunu düşünürsek evet arkadaşlar bu kitap yüzde yüz distopyadır.

Tüm bunları biliyorsanız Kurucunun Kızı'nın ne kadar başarılı bir kitap olduğunu anlarsınız. Kitapta aksiyon değil, daha çok karakter gelişimi var ki ben normalde bu tarz distopyaları pek sevmem ve ona rağmen bunu çok beğendim. Ivy ve Bishop'un masum aşkı ve düşman aileleri yüzünden Ivy'nin aşkı ile ailesi arasında gidip gelişi çok güzel anlatılmış. Sanki Romeo ve Juliet'in başka bir versiyonunu okumuşsun hissi veriyor. Bishop her zaman ailesinin büyük beklentileri altında ezilen ve Başkan babası ile aynı görüşleri paylaşmayan hatta bunların değişmesi gerektiğine inanan bir genç, Ivy ise babası ve kız kardeşinin gözünde her zaman hayal kırıklığı olmuş ve ona verilen bu görevi ailesinin sevgisini ve güvenini kazanabilmek için yerine getirmek istiyor. Bishop, Ivy'yi dinleyip fikirlerini soran ilk kişi olduğunda Ivy'nin kafasını karışıyor ve ona verilen görevi sorgulamaya başlıyor. Ivy ve Bishop birbirlerine ne kadar benzediklerini fark ettiklerinde aralarında yeşeren aşk kaçınılmaz oluyor.

"Tüm hayatımı olmamı bekledikleri kız olabilmek için harcamıştım ve bu rol için uygun olmayan tüm parçaları öyle derine itmiştim ki, artık onları bulabileceğimi bile düşünmüyordum."

Kitabı okurken gerilmemek mümkün değil. Çünkü dışarıdan bir şeyleri anlayabiliyorken kızımızın bunu görememesi insanın sinirine dokunuyor. Hele kitabın sonuna doğru verdiği karar yok mu!! Sonrasında nelerin olabileceğini göremeyişi ve tam bir aptal gibi davranması kitabı alıp oraya buraya çarpma isteği uyandırdı bende (ki ben kitap okurken böyle fevrileşmem :D ) Sonuçta daha yurtdışında bile çıkmamış bir kitabı deliler gibi beklerken buldum kendimi. Yazık bana, günah bana ;_;

Yabancı Yayınları'ndan çıkan ilk ciltli kitap olma özelliği taşıyan Kurucunun Kızı, distopya türünü sevenlerin beğeneceği bir kitap olmuş. Özellikle aksiyonu çok olmayan distopyaları zor beğenen birisi olarak benim kalbimi kazandı. Bu nedenle herkese şiddetle öneriyorum *-*

Eğer hala izlemediyseniz tur için hazırladığım tanıtım videosuna bakmayı unutmayın ^-^

Kurucunun Kızı Tanıtım Videosu
Bishop Lattimer'la evlenmek benim kaderim değildi... Görevim onu öldürmekti.KURUCUNUN KIZI | AMY ENGELİncelemek ve satın almak için: bit.ly/kurucununkızıKurucunun Kızı | Amy Engel#KurucununKızı #AmyEngel #TheBookofIvy #distopya #gençedebiyatı #blogtur
Posted by Yabancı Yayınları on 19 Mayıs 2015 Salı