17 Şubat 2014

[Blog Tur] Anna Kan Giyinmiş Kız - Kendare Blake | Tanıtım Videosu

Düşünceler zamanla bulanıklaşıp kaybolur ama gözler hiçbir şeyi unutmaz.

Kitap: Kan Giyinmiş Kız
Orjinal Adı: Anna Dressed in Blood
Yazar: Kendare Blake
Yayıncı: Martı
Yayın Tarihi: Şubat 2014
Çeviren: Gülfem Çırak
Sayfa Sayısı: 350
Seri Adı: Anna #1
Tür: Genç-Yetişkin, Fantastik, Romantizm, Korku
Goodreads | Okuoku

Puanım:


Cas Lowood, ihbarlar üzerine hayaletlerin peşine düşerek onları yok eden bir hayalet avcısıdır. Yeni görevi ise, evine adım atan herkesi acımasızca öldüren hayalet Anna Korlovu yakalamak ve ondan kurtulmaktır.

Fakat Cas bu kez daha önce hiç rastlamadığı türden bir hayaletle karşı karşıyadır. Annanın içindeki, insanları öldürme isteğinin nedenini öğrendiğinde onun hayatına ve ölümüne dair sırlarla örülü gerçekleri de su yüzüne çıkarır.

Bu sene çok mu şanslıyız bilemiyorum ama hep okumayı en çok istediğim kitapların turunu yapıyoruz *-* Anna, uzuuun zaman önce kapağını görüp konusuna hayran kaldığım ve "keşke birileri Türkçe'ye çevirse" dediğim kitaplardandı. Kitabın yayın hakkının alındığına çok mutlu olmuş ve turunu yapmayı çok istemiştim. Ehh size diyorum ya şanslıyız diye. Bir dileğim daha gerçekleşti *-*

Cas, babasından yadigar kalan bıçağı ile hayaletleri öldüren bir lise öğrencisidir. Cadı annesi ile farklı kentleri gezip durdukları için pek arkadaşı yoktur. Babasını öldüren hayaletin peşine düşmesine çok az kalmıştır. Ama bundan önce bir hayaleti daha yok etmelidir: Anna'yı. Kan giyinmiş Anna daha ilk duyduğu anda içinde garip bir his uyandırır. Bu kızın hikayesini öğrenmeli ve gücünü görmelidir. Böylece annesi ile birlikte Thunder Bay'e taşınırlar. Bir kütüphaneye gidip Anna hakkında araştırma yapmak yerine liseli gençlerin bilgilerinden faydalanmaya karar verince olanlar olur! Lisede tanıştığı güzel Carmel'in eski erkek arkadaşı ona oyun oynamak için Anna'ya birlikte gitmelerini önerir. Uzaktan eve bakıp geri döneceklerini sanan Cas aslında böylece hem Anna ile tanışacak hem de o gün yaşananlardan dolayı asla peşinden ayrılmayacak arkadaşlar kazanacaktır. Korkunç ama bir o kadar güzel Anna'ya olan ilgisi de işlerin iyice karışmasına sebep olur. Üstelik Anna da Cas'i öldürmeye pek hevesli değildir. Evine giren herkesi öldüren Anna ile bir şansları var mıdır? Yoksa başka kimsenin ölmemesi için onu yok mu etmelidir?

Salt korku arıyorsanız yanlış yere geldiniz. Çünkü bu kitap hem korkunç, hem eğlenceli hem de romantik *-* Gecenin bir saati kitaba başladıysanız ve Anna ile tanışma gafletine düştüyseniz o gece size uyku yok bilesiniz! Çünkü Anna o kanlı elbisesiyle salına salına odanıza girecekmiş gibi hissedebilir ve benim gibi yusuf yusuf olabilirsiniz =D Yazar, Anna'yla ilk karşılaşmamızı gerçekten korkunç bir hale getirmiş. Onun kanlı ıslak elbisesini, yılan gibi hareket eden saçlarını, petrol siyahı gözlerini düşündükçe insan korkmadan edemiyor. Ama Anna'dan korksak bile ona hayran kalıyoruz. İnsanları öldürmediği zamanlarda hem çok güzel bir kız görüntüsüne bürünüyor hem de espriler yapıp gülüyor *-* Anna'nın hikayesini okuduğumuzda yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu görüyor ve öldürmek istemese bile buna engel olamadığını fark ediyoruz. Hapsolduğu evinde zavallı insanları öldürmek onun laneti. Cas'in onu kurtarıp kurtaramayacağını kitabı okuduğunuzda öğreneceksiniz.

"Sen benim kurtuluşumsun. Yaptıklarımın bedelini ödeme yolumsun."

Anna | Sayfa 263

Yazar, kitabı Cas'in gözünden anlatıyor. Pekala, bu pek sık rastlanmayan bir durum. Ama ortalarda ayaklı kıyma makinesi gibi dolaşan Anna'mız hikayeyi anlatmaya kalksa okuduklarımız pek mantıklı görünmezdi herhalde =)) Cas'in kişisel sorunları, hayattaki amacı ve ilişkilere bakış açısını okumak hem eğlenceli hem de üzücü. Yazar, baş kahramanımızın duygularını bize çok güzel yansıtıyor. İlişkiler demişken Cas'i yalnız bırakmayan arkadaşları Carmel, Will ve Thomas'ı, cadıların hası Morfran'ı, ailemizin kedisi Tybalt'ın ve biricik annemizi unutmak olmaz. Hepsinin bu hikayede büyük rolü var ve onları seveceğinizi düşünüyorum.

Önce korkutup sonra üzen, bittiğinde de kamyon çarpmışa döndüren Kan Giyinmiş Kız'ı genç yetişkin romanlarında korku türünü seven herkese öneririm. Ama mümkünse sabah ayık kafayla okuyun ve geceye kadar aklınızdan çıkartın. Son bölümleri ise devam kitabı çıkana kadar okumayın. Tabii başarabilirseniz. Çünkü iki sayfacık okuyup bırakacağım dediğiniz kitabı soluk almadan bitirmeniz mümkün.

Kitabı merak edenler için Martı Yayınları desteğiyle yaptığımız çekiliş bu geceye kadar devam ediyor. 1 kişi bu güzel kitabı kazanma şansı bulacak! Kaçırmayın derim ;) Tırt Blog'daki çekilişe katılmak için tık!


Tanıtım Videosu

Tantım videosu aradığım sırada daha kitaba yeni başlamıştım. Yanlışlıkla ikinci kitabın videosunu izleyince spoiler yedim. İnsanın ayıla bayıla okuduğu kitabın sonunu önceden öğrenmesi ne acı bir şeydir .·´¯`(>▂<)´¯`·. O nedenle siz siz olun başka videolara bakmayın efenim.



12 - 19 Şubat Tur Programı

12 Şubat sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
13 Şubat segesegese.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
14 Şubat raflarinarasindan.blogspot.com |  Kitap Yorumu
15 Şubat kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
16 Şubat mirielenda.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Alıntılar
17 Şubat thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
18 Şubat sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
19 Şubat pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Söyleşi

20 Haziran 2013

[Blog Tur] Doğum Lekesi - Caragh M. O'Brien | Bunları Biliyor musunuz?


Geçmişten gelen bir işaret geleceği belirleyecek...


Kitap: Doğum Lekesi
Orjinal Adı: Birthmarked
Yazar: Caragh M. O'Brien
Yayıncı: Martı
Yayın Tarihi: Mayıs 2013
Sayfa Sayısı: 480
Seri Adı: Birthmarked
Tür: Genç-Yetişkin, Distopya, Romantizm
Goodreads | Okuoku

Puanım:
 

Geleceğin dünyasında insanoğlu ikiye bölünmüştür. 

Bir yanda son derece ihtişamlı ve korunaklı hayatlar yaşayan üstün bir ırk, diğer yanda bu ırkın varlığını sürdürmek için görevlendirilmiş, zor koşullar altında yaşayan ötekiler... 

Yüzündeki çirkin yara izi yüzünden kusursuzların dünyasından ucube olarak dışlanan bir kız, bu üstün ırkın bilinmeyen gerçeklerini ortaya çıkaracak bir güce sahiptir; çünkü geleceğin kaderi, bu kıza ait eski ve gizemli bir kurdelenin ucundadır…
*spoiler falan filan içerebilir belki

Annesi gibi ebe olan Gaia, ilk doğumunu yaptığı gece hayatının tamamen değişeceğinden habersiz doğumun heyecanını ve gururunu yaşamaktadır. Ancak ilk doğumu olmasından dolayı bebeği annesinden ayırıp Anklav'a götürmekle yükümlüdür. Her ebenin 1 ayda doğurttuğu ilk 3 çocuk elit halkın yaşadığı bölge olan Anklav'a verilir. Gaia gibi fakir halk ise Anklav'ın refahı için çalışmakla yükümlüdür. Zavallı anne adayı tüm bunlardan habersiz ilk bebeğini Gaia'ya doğurttuğunda çocuğunun kendinden alınacağından bihaberdir. Annenin yakarışlarına rağmen çocuğu götüren Gaia, bu yükün altında ezilirken bebeği annesinde bırakıp tüm bunları görmezlikten gelmek ile Anklav'a karşı görevini yerine getirmek arasında kalmıştır. Ancak görevini yerine getirmemek vatana ihanetten farksızdır.

Görevini tamamlayıp evine giden Gaia'yı büyük bir sürpriz beklemektedir. Annesi ve babası Anklav askerleri tarafından evlerinden alınmış ve Anklav'a götürülmüştür. Gaia evde ailesinin yerine genç ve yakışıklı Yüzbaşı Grey'i gördüğünde şaşırıp korksa da ona elinden geldiğince yardımcı olmaya ve ailesi hakkında bilgi almaya çalışır. Yıllarını Anklav'a hizmet ederek geçirmiş ve bu güne kadar hiçbir yanlışı olmamış anne ve babası vatana ihanetle suçlanmaktadır. Gaia bunu öğrendiğinde kabullenmek istemese de bir gün gerçeklerin oraya çıkacağına ve ailesinin serbest bırakılacağına o kadar emindir ki bir süre daha görevini yerine getirmeye devam eder. Artık bulunduğu bölgenin tek ebesidir ve bu görevi en iyi şekilde yapması beklenmektedir.

Gaia tam bir saf gibi ailesinin eve dönmesini bekleyedursun en sonunda  kötü haber gelir: Anne ve babası idamla cezalandırılmıştır! Anklav'a olan güvenini ve inancını tamamen yitiren Gaia için artık ebe olmanın ya da Anklav'a karşı görevlerinin hiçbir anlamı yoktur. Onun gibilerin (özellikle de yüzündeki yara izinden dolayı) girmesinin kesinlikle yasak olduğu Anklav'a gizlice girip ailesini kurtarmaya ant içer ve böylece büyük bir isyanın ilk adımlarını atmış olur. Gaia, kendisi gibi fakir ve Anklav'ın hizmetkarları olan insanlar için bir simgeye dönüşebilecek midir? Anklav'ın haksız gücünü yıkıp tüm insanların eşit bir şekilde yaşamasını sağlayabilecek midir? Peki Anklav Gaia'nın ailesinden ne istemektedir? Geleceğin ve insanlığın kaderi Gaia'nın ellerinde. Tek yapması gereken ailesinin ona bıraktığı şifreyi çözmek!

Gözünüzü tüm yaşananlara kapatıp sadece kendi işinize yoğunlaşırsanız, asla sorgulamaz ve size söylenenlere hep inanırsanız gün gelip de ucu bir gün size de dokunduğunda işte sadece o zaman tüm gerçekleri fark edebilirsiniz. Ancak iş işten geçmiş olur. Anklav, kendi halkı için çabalarken diğer halkın ihtiyaçlarını görmezden geliyor, onların çocuklarını ellerinden alıyor. Buna rağmen Gaia bu olayların hiçbirini sorgulamıyor. Ta ki ailesi elinden alınana kadar. Aslında ailesi ilk götürüldüğünde Gaia'nın hala isyan etmiyor oluşu ve görev aşkı beni çıldırtmıştı. Yazar, biz Gaia'yı sevmeyelim ya da onun salaklıklarını görüp ders çıkaralım mı istemiş bilmiyorum ama uzun süre kızı dövesim geldi =D

Gaia'nın geç de olsa bir şeyleri idrak edişi ile cesur ve zeki bir kıza dönüşmesine şahit oluyoruz. Onun Anklav halkına karşı büyüyen nefretine ve yakalanma riskine rağmen hala bebekleri korumaya çalışmasına hayran kalmamak elde değil. Belki de bu cesur davranışı Yüzbaşı'nın ilgisini çekiyor ve onun diğer kızlardan farklı olduğunu düşünmesine sebep oluyor. Gaia'nın yüzündeki kocaman yara izinden dolayı erkeklerin kızcağızdan hep kaçtığı düşünülürse Yüzbaşı'nın bunu görmezden gelip kıza ilgi göstermesi de okuyucuyu etkilemeye yetiyor.

Gaia ile Yüzbaşı Grey'in farklı dünyaların insanları olmalarına rağmen aralarında filizlenen imkansız aşk hem ikilimize güç veriyor hem de onları hayatlarını tamamen değiştirecek seçimler yapmaya zorluyor. Yüzbaşı Grey'i gerçekten seveceğinize inanıyorum. Adam kuul ya! Kitap boyunca Yüzbaşı ne zaman ortaya çıkacak da fangirllüğüm depreşecek diye bekledim durdum *-*


"Kendine iyi bak, Gaia." dedi Yüzbaşı Grey; sesi buz gibiydi. Gaia hala ona bakmayı reddediyordu ama yanaklarının öfkeden kıpkırmızı kesildiğini hissedebiliyordu. "Gardiyanlara zorluk çıkarma. Kendi iyiliğin için," diye devam etti.
"Asıl siz kendinize iyi bakın, Yüzbaşı." dedi Gaia acı bir ifadeyle. "Nasıl yapacağınızı biliyorsanız."

Sayfa 129
#direnyüzbaşıgrey

Kitabı gerçekten beğendim. Ana karakterin tüm saf davranışlarına rağmen güzel bir konusu var. Başlarda sıkılabilirsiniz ancak ilerledikçe büyük bir iştahla kitabı okuyacağınıza eminim. Kitabın en büyük sorunu vasat düzeydeki sonu. Mantık hatalarından geçilmiyor resmen. Umarım yazarımız devam kitaplarında daha dikkatli davranmıştır.

Son olarak da Martı tarafından çıkartılan Türkçe edisyonu için bir kaç şey söyleyeyim. Martı bir süredir kitaplarının kalitesine gerçekten önem vermeye başladı. Doğum Lekesi için de durum böyle. Kaliteli malzeme ve orijinal kapak görseli kullanmışlar. Ön okumada da görüldüğü gibi sadece kapağa değil iç sayfalara da özenilmiş. Kitap resmen "Beni al!" diye bas bas bağırıyor! Kitapta konusu geçen şifreyi daha iyi anlayabilmemiz için resimler de eklenmiş. Gaia şifreyi çözmeye çalışırken ben de kendi kendime bakıp çözmeye çalıştım. Bunu yaparken de çok eğlendiğimi söylemeliyim :) Size de öneririm ^^



Kitabı merak edenler için Martı Yayınları desteğiyle yaptığımız çekiliş Pazar gecesine kadar devam ediyor. 5 kişi bu güzel kitabı kazanma şansı bulacak! Kaçırmayın derim ;) Sui Generis blogundaki çekilişe katılmak için tık!


Bunları Biliyor musunuz?

  • Yazarın kitabı ilk yazdığında seri olarak düşünmediğini ve kitabın çok daha farklı bir sonla bittiğini
  • Kitapta konusu geçen alfabeyi tersten yazarak oluşturduğu kodun aslında çocukken kardeşi Tim ile birlikte oynadıkları bir oyun olduğunu
  • Yazarın serinin film olmasını istemediğini (Gerçi sonrasında hayalindeki filmin nasıl olacağından da bahsetmiş. Belki fikri değişmiştir?)
  • Yazarın Doğum Lekesi'ni "Date of Birth" olarak çevirdiğini ve hem resmi sitesinde hem de facebook sayfasında böyle duyurduğunu
  • "Date of Birth" olarak çevrildiğini sanan yazarın bir yakınının ya da fanının bunu garipsediğini xD ( Hatta "Türk çocuklarında hiç doğum lekesi olmuyor mu? demiş)
biliyor muydunuz? 


17 - 21 Haziran Tur Programı

17 Haziran sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
18 Haziran mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
19 Haziran pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazarla Söyleşi
20 Haziran thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Bunları Biliyor musunuz?
21 Haziran raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

26 Ocak 2013

Gölge ve Kemik - Leigh Bardugo


Kitap: Gölge ve Kemik
Yazar: Leigh Bardugo
Yayıncı: Martı
Yayın Tarihi: Ocak 2013
Sayfa Sayısı: 382
Tür: Genç-Yetişkin, Fantastik, Romantizm
Goodreads | Okuoku

Dük Keramsov'un yetimhanesine birkaç hafta arayla gelen Alina ve Malyen, o günden sonra çok iyi arkadaş olurlar ve birlikte büyürler. Birer yetişkin olduklarında birlikte orduya katılır ve burada da birbirlerinden ayrılmamanın bir yolunu bulurlar. Birinci Ordu'ya katılalı tam 1 yıl olmuştur ve bu güne kadar aldıkları en büyük görev ile karşı karşıyadırlar: Karanlıklar Diyarından geçeceklerdir.

Birinci Ordu ve İkinci Ordudan bazıları Ravka'nın öteki ucuna geçmek için gemiye binip yol alırlar. Ancak yolun ortasında Karanlıklar Diyarının korkunç yaratıkları Volcra'lar etraflarını sarar ve askerleri bir bir yakalayıp öldürmeye başlar. İki çocukluk arkadaşı Alina ve Malyen birbirlerini korumak adına ellerinden geleni yapsa da nafiledir. Ölüm onlara bu kadar yakınken olağanüstü bir şey olur ve kocaman bir ışık tüm Karanlıklar Diyarını sarar. Alina uyandığında  karşıya geçemeden geri döndüklerini ve tüm askerlerin kendinden korktuğunu farkeder. Derhal Karanlıklar Efendisi'nin yanına götürülür ve aslında bir Grisha olduğunu öğrenir. O, yüzyıllardır halkın beklediği Güneşin Elçisi'dir ve kaderinde Karanlıklar Diyarını yok edip ülkeye barış getirmek vardır. İşte böylece Alina'nın Grisha olma mücadelesi ve geçmişine yolculuğu başlar. Alina dünyayı karanlıklardan kurtarabilecek midir?

"Seni uzun zamandır bekliyordum, Alina." dedi. "Birlikte dünyayı değiştireceğiz. Sadece bekle ve gör."
Karanlıklar Efendisi | Sayfa 189

Kitaba ilk başladığımda High fantasy türünde bir kitap okuyacağımı düşünmeye başlamıştım. Çok farklı bir dünya, canavarlar ve anlamadığım dilde bir dolu isim ile karşı karşıya kalmıştım. Ama ilerleyen bölümlerde yanıldığımı anladım. Kitabın türü kesinlikle high fantasy değildir. Ön okumayı okuyup aldanmamanızı öneririm. Diğer yandan son zamanlarda örneklerine sıkça rastladığımız fantastik ögelerle süslenmiş aşk romanları gibi de değil. Yazar gerçekten güzel bir fantastik roman yazmış ve buna romantizm de katarak her iki türün de okuyucusunun sevebileceği bir kitap çıkartmış ortaya. Kitabı akıcı ve merak uyandırıcı olmasından dolayı iki günde bitirdim. Bittiğinde de etkisinden kurtulmam biraz zaman aldı.

Yazarın tarzını beğendim. Eşsiz bir dünya yaratmış ve en ince ayrıntısına kadar düşünmüş. Bizim dünyamızda Rusya'nın olduğu yere yaratılan bu dünyada özel isimler de çoğunlukla Rusça. Kitabın başlarına eklenen harita sayesinde bu bilmediğimiz dünyayı öğrenmekte pek sorun yaşamıyoruz. Şahsen haritalı kitaplara bayılan birisi olarak yeni bir yerin ismi geçtiği her seferde kitabın başına dönüp haritayı incelemekten keyif aldım.



Yazarın dünyasını yaratmakta gösterdiği başarıyı bazı karakterleri oluştururken göstermediğine inanıyorum. Ana karakterimiz Alina'ya bağlanmakta zorlandım. Özellikle konunun Alina'nın gözünden anlatıldığı düşünülürse bu benim için büyük bir kayıptı. Ayrıca Alina ile Malyen arasındaki bağ çocukluklarındaki kadar büyük görünmedi gözüme. Ancak yazar tüm gücünü Karanlıklar Efendisi'ne harcamış o belli. O nasıl bir adam öyle o_O Adama hayran kalmaktan kendimi alamadım. Karanlık yanının verdiği seksilik ve gizemli kişiliği sayesinde Alina kadar okuyucunun da Karanlıklar Efendisi'nden etkilenmesini sağlamış yazar. Zaten ilerleyen sahnelerde ikisi arasındaki çekimi bariz bir şekilde görüyoruz.

"Bir şeyleri istemek bizi zayıf kılar."
Karanlıklar Efendisi | Sayfa 242


Grishalar ile diğerleri arasındaki rekabet bir yana Grishaların kendi arasındaki sınıf ayrımının getirdiği rekabeti güzel açıklamış yazar. Güç Grisha halkı üzerinde gerçekten büyük etkiye sahip. İnsanlar gücü ile değerlendiriliyor ve hep daha fazlasını istiyor. Kral, kraliçe, onların hizmetlileri, saraydaki sınıf ayrımı, rekabet, entrika falan derken sanki tarihi kurgu türünde bir kitap okuyormuşsunuz havası vermiş yazar. Diğer yandan bir grup genç Grisha'nın birbirine düşüp Mean Girl modunda her an kıkır kıkır güldüğü, arkadan iş çevirip yüzüne iyi kızı oynadığı genç-yetişkin türünün lisede geçen versiyonlarına büyük benzerlikler gösteren bazı sahneler de mevcut. Ehh bu sahneler böyle bir fantastik romana pek yakışmıyor... Ama beni çok fazla rahatsız etmedi.

Kitabın tanıtım videosu da büyük ilgi görmüş. Bir bakmanızı öneririm =)



Fantastik türünü seven her okuyucunun zevkle okuyacağı, gizemli ve sihirli hikayesiyle sizi başka dünyalara götüren bu güzel kitabı okumanızı öneririm. Serinin devamını merakla bekliyorum. İkinci kitap Siege and Storm 4 Haziran 2013'te yurtdışında çıkıyor. Kitabın kapağına ve tanıtımına büyük önem veren Martı Yayınları'nın serinin devamını fazla bekletmeden çıkartacağına inanıyorum.

Unutmadan bu kitabı yorumlamam için gönderen Martı Yayınları'na teşekkür ederim. Bloglara değer veren yayınevlerinin artması bir blogger olarak beni çok mutlu ediyor. Darısı diğerlerinin başına =)