7 Şubat 2016

[Blog Tur] Cadı Avcısı - Virginia Boecker | Bunları Biliyor Musunuz?

En büyük düşmanınız dövüştüğünüz şey değil, korktuğunuz şeydir.

Kitap: Cadı Avcısı
Orijinal Adı: The Witch Hunter
Yazar: Virginia Boecker
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Onur Özkan
Yayın Tarihi: Ocak 2016 
Sayfa Sayısı: 400
Seri Adı: The Witch Hunter #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik, Tarihi Kurgu

Puanım:
 

Elizabeth Grey kraliyetin sahip olduğu en iyi cadı avcılarından biriydi; büyücülüğü yok etmeye ve adaletin uygulayıcısı olmaya kendini adamıştı. Fakat inanılmayacak bir şekilde büyücülükle suçlandığında, sadakatinin hiçbir anlamı kalmamış ve tutuklanarak, yakılmasına karar verilmişti.

Sonunun geldiğini düşünen Elizabeth'in kurtuluş umudu hiç beklemediği birisinden gelmişti: Nicholas Perevil, krallıktaki en güçlü ve en tehlikeli büyücü, aynı zamanda onun en büyük düşmanıydı. Nicholas, onu yakılmaktan kurtaracaktı ama tek bir şartla: Elizabeth, Nicholas'ın üzerindeki ölümcül laneti kaldırmalıydı.

Esas sorun ise ne Nicholas'ın ne de yanındakilerin Elizabeth'in kim olduğunu bilmemeleriydi ve eğer onun bir cadı avcısı olduğunu öğrenirlerse yakılmak Elizabeth'in başına gelebilecek en korkunç şey olmayacaktı. Elizabeth kendisini bir anda cadıların, hayaletlerin, korsanların ve fazlasıyla yakışıklı bir şifacının büyülü dünyasında bulmuş ve aslında neyin yanlış, kimin dost kimin düşman olduğunu bilmediğini fark etmeye başlamıştı.

Cadı Avcısı, Orta Çağ İngilteresinde geçen, sihrin aksiyonla harmanlandığı bir tarihi fantastik roman. Son zamanlarda çıkan fantastik genç yetişkin romanları düşünülürse özgün denebilecek konusu ve sürükleyici bir anlatımı var. Tarihi fantastik en sevdiğim türlerden biri olmasına rağmen uzun zamandır bu türde kitap okuma fırsatı bulamamıştım. Bu nedenle midir bilinmez, kitabı severek okudum.

Ömrünü adadığı ülkenin krallığı tarafından ihanete uğrayıp ölüme mahkum edilen karakterimiz, düşman bellediği ve hepsini yakalamaya ant içtiği büyücüler tarafından kurtarılıyor. Ailesini büyücülerin başlattığına inandığı bir salgında kaybeden Elizabeth, tüm büyücülerin kötü olduğuna inanmış ama bu insanları tanıdıkça gerçeğin sandığı gibi olmadığını görüyor. Onlar da en az kendisi kadar acı çekmiş, sevdiklerini kaybetmiş. En kötüsü de Elizabeth'in bu insanların sevdiklerini öldüren cadı avcılarından biri olması. Düşmanlığın yerini pişmanlık ve empati alıyor. Sanırım kitapta en sevdiğim kısım bu ironik durumdu. 

"Beni kurtaran büyücüye, iyileştiren şifacı çocuğa, yıkayan kıza, arkadaş sayan soytarıya bir şekilde borçluydum ama buna rağmen düşmanımdılar. Bana insaniyet göstermişlerdi ama buna rağmen onları öldürmeye hazırdım."
Elizabeth | Sayfa 93

Kitabın konusunu her ne kadar sevsem ve heyecanla okusam da karakterleri aynı derecede sevemedim. Elizabeth'in yanlış kararları ve sözde krallığın en iyi cadı avcılarından olmasına rağmen amatör hareketlerde bulunması kitabın en sinir bozucu yanlarından. Ama tek sorunlu karakter Elizabeth değil. Hani genç yetişkin kitaplarında ana karakterin karşısına çıkan ve okurun kalbini çalan yakışıklı erkek(ler) olur ya. Kız hangisini seçecek merak eder, illaki ikinci erkek sendromu yaşarsınız. Yazar bu konuda sınıfta kalmış bana göre. Çünkü ne şifacı John ne soytarı George ne de cadı avcısı Caleb beni heyecanlandırabildi. Ya yoksa yaşlanıyor muyum :/ Sanırım kitapta sevdiğim tek karakter Fifer'dı. Huysuzluklarına rağmen çok şirin geldi bana *-*

Yazarın ilk kitabı olduğu düşünülürse anlatım gayet güzel, hikaye tüm gün ara vermeden okunacak kadar sürükleyici ama kitabın sonunda yazarın acemiliği ciddi anlamda kendini gösteriyor. Puan kırma sebebim tam olarak bu. Kitabın sonunda yaşanan bazı olaylar öylesine kötü anlatılıyor ki neler döndüğünü anlamakta zorlandım. Zaten neler olup bittiği netlik kazandığında da fazlasıyla oldu bittiye getirilmiş, mantıksız olayların olduğu bir son çıktı karşıma. Yoksa 5 bile verebilirdim, o kadar sevdim.

Yorumumda kitabın baskısından bahsetmezsem lanetlenirim herhalde :P Yayıncılığa getirdiği yenilikler ile kısa zamanda Türkiye'nin en iyilerinden biri olan Yabancı Yayınları'na ve farklı fikirlere her zaman açık oluşu ve asla egolarına yenilmeyişi ile bana göre Türkiye'nin en iyi yayın koordinatörü olan biricik dostum Tuğçe Nida Sevin'e böyle güzel bir baskıyla bu kitabı yurt dışındakilerden bile daha iyi bir şekilde Türk okuruyla buluşturduğu için teşekkürler. Tüm zorluklara rağmen yılmadın ve bu baskı için savaşmaya devam ettin. Sen bir tanesin <3 Ayrıca kitabın çevirmeni Onur Özkan'a da bu güzel çeviri için teşekkürler! Umuyorum askerden dönünce devam kitabını da sen çevirirsin :D

Cadı Avcısı, aynı adı taşıyan iki kitaplık serinin ilk kitabı. İkinci kitap The King Slayer, 14 Haziran 2016'da yurt dışında yayımlanacak. Serinin bir de The Healer adında kısacık bir novellası var. Yabancı Yayınları serinin devamını çıkarırken önüne şu novellayı da eklese hoş olur aslında.


Bunları Biliyor Musunuz?

  • Virginia Boecker kitap yazmadan önce yayıncılık sektöründe çalışmış.
  • Yazarımız tam bir Orta Çağ İngilteresi hayranı. Kitabın 16. yy İngilteresinde geçme sebebi de bu tutkusu. Zaten Nicholas Perevil karakterini yazarken de Kraliçe I. Elizabeth döneminde büyücülükle suçlanan John Dee'den esinlenmiş.
  • Eğer bir cadı olsa uzmanlık alanı temizleme, düzenleme ve güzelleştirme olurmuş.
  • Kitabın adı için aklında en başından beri "Cadı Avcısı" ve "On Üçüncü Tablet" isimleri varmış. Yayınlanacağı sırada iki alternatif isim daha düşünmüşler ama en sonunda "Cadı Avcısı"nda karar kılmışlar.
  • Kitabın ilk taslağının korkunç olduğunu düşünüyormuş.

11 Mayıs 2014

[Blog Tur] Kötü Çocuklar - M. Leighton | Bunları Biliyor Musunuz?

BİR KIZ İKİ ERKEK VE BİR AŞK ÜÇGENİNİN ATEŞLİ HİKAYESİ...



Kitap: Soluk Soluğa
Orjinal Adı: Down to You
Yazar: M. Leighton
Yayıncı: Optimum Kitap
Yayın Tarihi: Mayıs 2014
Sayfa Sayısı: 300
Seri Adı: Kötü Çocuklar #1
Tür: Yetişkin, Romantizm, Erotik
Goodreads | Kitap Sihirbazı
Puanım:


Olivia Townsend özel biri değildir. Okul ücretini çıkarmak için çalışan, babasının işlerini yürütmesine yardım eden sıradan bir kızdır. Babasını terk edecek ikinci kadın olmamaya kararlıdır, kendi hayatını askıya alması gerekse bile… Olivia için, yapması gereken şeyler bellidir.

Fakat, Cash ve Nash Davenport ile tanıştıktan sonra her şey karmaşık hale gelir.

Onlar kardeştir. Hem de ikiz. Cash, onun bir erkekte istediği her şeye sahiptir. Tehlikeli ve ne olursa olsun onu yatağa atmayı isteyen seksi, kötü bir erkektir. Olivia’yı baştan çıkarır ve tek bir öpücükle, kötü olduğunu unutturur.

Nash, onun bir erkekte ihtiyaç duyduğu her şeydir. Başarılı, sorumluluk sahibi ve son derece tutkulu bir erkektir. Ama o, Liz’in zengin ve güzel kuzeni Marissa ile birliktedir. Yine de bu, Olivia’nın ona baktığında erimesini durdurmaz. Tek bir dokunuşla, neden asla birlikte olamayacaklarını unutturur.

Olivia, onların bir şey sakladığını öğrenince, siyah beyaz olan her şey grileşir. Olabildiğince hızlı bir şekilde kaçmasını gerektiren bir şey… Ama kaçmak için çok geçtir. Olivia artık olayların içindedir. Ve aşıktır. İkisine de. İki kardeş de Olivia’nin kalbini titretir.

İki kardeş de Olivia’yı heyecanlandırır. Olivia ikisini de ister. Ve onlar da Olivia’yı.

Peki, Olivia nasıl bir seçim yapacak?

Olivia, en yakın arkadaşının bekarlığa veda partisinde striptizci olduğunu düşünüp soyduğu yakışıklının aslında bar sahibi Cash Davenport olduğunu öğrenir. Her ne kadar utanmış ve ona kim olduğunu söylemediği için Cash'e kızmış olsa da adamdan etkilenmiştir. Ertesi sabah bir süre önce taşındığı kuzeni Marissa'nın evinde aynı adamı gördüğünde ise adama demediğini bırakmaz. Nasıl olmuş da dünkü olayı unutmuş ve şimdi kuzeni ile kahvaltı yapıyordur? Olivia'nın bilmediği şey karşısındaki bu yakışıklı adamın aslında Nash Davenport yani Cash'in ikizi olduğudur. İşte böylece kızımızın iki yakışıklı erkekle olan son derece karışık ve tutkulu ilişkisi başlamış olur. Bir yanda tehlikeli ve seksi kötü bar çocuğu Cash, diğer yanda ise başarılı, tutkulu ve düşünceli stajyer avukat Nash. Birbirinden tamamen zıt bu iki adamdan da hoşlanan Olivia, hangisini seçeceğini bir türlü bilemez. Davenport ikizlerinin sakladığı bir sır, her şeyin tepe taklak olmasına sebep olacaktır.

Olivia'nın kötü çocuklara zaafı olsa da bu sefer doğru adamı seçmekte kararlı. Cash, tek gecelik ilişkilerin adamı gibi görünse de Olivia'nın tahmin edemeyeceği kadar düşünceli bir erkek çıkarken Nash ise Olivia karşısında tutkularına yenik düşüyor. Olivia her ne kadar kuzeni Marissa'dan nefret etse de onun sevgilisini çalmayacak kadar onurlu bir kız. Ama kim aşka karşı koyabilir? Kitap boyunca yazar sizi taraf seçmeye zorluyor. Cash mi, yoksa Nash mi?

No Doubt'ın Bathwater şarkısında Gwen ablamızın sorduğu gibi: Neden iyi kızlar hep kötü çocukları ister? Cevabı bu kitapta resmen şekil bulmuş! Cash'den etkilenmeyecek kız zor bulunur. Her kızın hayallerini süsleyen Nash gibi erkeklere rağmen, Cash karşınıza çıktığı anda beyaz atlı prense benzeyen (ya da BMWli) Nash'in varlığını bile unutursunuz. Cash gibi bir tehlikeli erkekle olmanın cazibesine kapılır ve ona karşı koymakta zorlanırsınız. Kim demiş kadınlar tehlikeyi sevmez diye? Diğer yandan başkasının sevgilisi olan ve bir kadının ihtiyaç duyduğu her şeyin şekil bulmuş hali Nash de yasak elma misali ilginizi çeker. Austenvari kitaplardaki hayallerinizi süsleyen erkekle karşı karşıya olduğunuzu bir düşünsenize! Olivia'nın işi gerçekten zor arkadaş!

"Bir gün hırsız olursam eğer, çalacağım ilk şey Nash olacak."

Olivia | Sayfa 30

Soluk Soluğa, yetişkin türünde kurgusunu en çok beğendiğim ve özgün bulduğum kitaplardan birisi olmayı başardı. Kitap yayınevi tarafından duyurulduğunda konusuna şöyle bir bakmış ve benzerine çok sık rastladığım hikayelerden birine sahip olduğunu düşünmüştüm. Kitaba başlamadan önce kızın kimi seçeceği konusunda tahminlerim vardı ama yazar beni ters köşeye yatırdı! Okurken siz de benim kadar şaşıracak mısınız merak ediyorum ^-^ Ayrıca eğlenceli anlatımı da şu aralar en çok ihtiyaç duyduğum kitaplardan olduğunu gösterdi bana. Yetişkin türünde bol bol dram ağırlıklı konular işlenen kitaplar çıktığından Soluk Soluğa'nın güzel bir değişiklik olacağını düşünüyorum. Yazar kitabı üç ana karakterin gözünden anlatarak özellikle Nash ve Cash'in ne kadar zıt karakterler olduklarını vurgulamak istemiş. Ancak Olivia Cash ile daha çok vakit geçirdiği için Cash kitapta daha çok yer alıyor. Marissa'nın ise kitapta adı sık geçmese bile nefretimizi kazanmayı daha ilk sayfalarda başarıyor. Tebrikler Marissa! =P Yazar çoğunlukla ana karakterimizin üzerinde durmuş. Yan karakterleri yeterince tanıma şansı bulamıyoruz. Peki bu benim için sorun oldu mu? Bana sadece Cash'den bahsetsen bile olurdu sevgili yazar (´▽`ʃƪ)♡

Kitapta puan kırdığım tek nokta yazarın anlatımındaki yetersizlikti. İkinci yarıda bana göre bu durum bir nebze düzelmiş olsa da sorunun yazardan mı yoksa çevirmenden mi kaynaklı olduğunu çözemedim. Ama bir şey dikkatimi çekti: Optimum çevirmenleri nedense "neyse ki" yerine fi tarihinden kalma "bereket versin" deyimini kullanmayı daha çok seviyor. Bu deyim de beni resmen çileden çıkartıyor!!! Günümüzde kim "bereket versin" diyor yahu o.O Kapak ise orijinale sadık kalındığı için benden tam not aldı ^-^ Neden serinin adı kitabın adından daha çok vurgulandı bilemiyorum ama böyle de gayet güzel görünüyor. O karın kasları Cash'e mi ait yoksa ლ(´◉❥◉`ლ)

Oburlar olarak bu turda bir değişiklik yapıp Nash mi Cash mi? sorusuna kişisel olarak cevap verelim dedik. Olivia'nın tercihini kitabın sonunda öğreneceksiniz tabii ama benim fikrimi sorarsanız kesinlikle Cash diyorum! Nash gibi erkeklere her kadın ihtiyaç duyar ama böyle erkeklerin rutin hayatı bir yerden sonra insanı sıkar. Cash serseri gibi görünüyor olsa da o da aşık olduğunda hayallerinizin erkeğine dönüşecek cinsten *-*

Kitabı merak edenler için Optimum Kitap desteğiyle yaptığımız çekiliş 13 Mayıs gecesine kadar devam ediyor. 2 kişi bu güzel kitabı kazanma şansı bulacak! Kaçırmayın derim ;) What Happened to Elenda? blogundaki çekilişe katılmak için tık!


Bunları Biliyor musunuz?

  • Yazarın tam adının Michelle Leighton olduğunu
  • Yazarın en sevdiği kitap türünün tarihi aşk, favori yazarının Johanna Lindsey olduğunu
  • Karakterlerini yaratırken gerçek yaşamdaki kişilerden esinlenmediğini
  • Gündüz insanı olduğunu ve sabah kalkınca kahvesini hazırlayıp kitabını yazmaya başladığını
  • Yazdığı kitaplar arasında en sevdiğinin Down to You olduğunu
  • Film serilerinde en iyi filmin her zaman serinin ilk filmi olduğunu düşündüğünü
  • Gülmeyi çok sevdiğini (boş zamanlarında yapmayı en çok sevdiği şey gülmekmiş o.O)
biliyor muydunuz? 


7 - 12 Mayıs Tur Programı

7 Mayıs mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
8 Mayıs sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
9 Mayıs raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
10 Mayıs segesegese.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
11 Mayıs thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu  -  Bunları Biliyor musunuz?

31 Ocak 2014

[Blog Tur] Demir Kral - Julie Kagawa | Bunları Biliyor musunuz?

DEMİR. BUZ. LANETLİ BİR AŞK.

Kitap: Demir Kral
Orjinal Adı: Iron King
Yazar: Julie Kagawa
Yayıncı: Pegasus
Yayın Tarihi: Ocak 2014
Sayfa Sayısı: 416
Seri Adı: Demir Periler #1
Tür: Genç-Yetişkin, Fantastik, Romantizm
Goodreads | D&R

Puanım:


Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.

Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash.
Meghan, annesi, üvey babası ve üvey kardeşi Ethan ile taşrada yaşayan fakir bir kızdır. On altıncı yaş gününe günler kala etrafında garip olaylar patlak verir. Küçük kardeşi odasında garip yaratıklar olduğunu söylüyor, ailesi onun varlığını unutuyor, ve en yakın arkadaşı Robbie aşırı korumacı davranıyordur. Fakir oluşu ve sıska yapısı nedeniyle aşık olduğu çocuk dahil okulda herkesin uzak durduğu birisi olarak hayatının bundan daha kötü olamayacağını düşünür. Ta ki küçük kardeşi kaçırılana kadar.

Aslında şansı varken Robbie'nin önerisine kulak verip kardeşinin kaçırıldığını unutmayı seçmelidir. Özellikle de Ethan'ın yerine bir şekil değiştiren konmuşken tüm bunları unutmak çok zor değildir. Ama babası gibi kardeşinin de elinden alınmasına dayanamaz ve geçmişinde saklı olan gerçeğe kapılarını açar. Meghan bir peridir. Tıpkı babasının olduğu gibi. Ve Ethan'ı kurtarmak istiyorsa perilerin bile haberinin olmadığı Demir Kral ile karşılaşmak zorundadır. Bu yolculukta ona eski dostu ve babası Oberon'un kıymetli soytarısı Puck, Tekinsiz Divanı'nın yakışıklı prensi Ash ve kurnaz bir kedi olan Grimalkin eşlik eder. Olurolmaz'a ayağını attığı andan itibaren artık geri dönüşü yoktur. Yaban ormanları, Tekin Divanı ve Tekinsiz Divanı derken tüm diyarı gezip Ethan'ı arayan kahramanlarımız yolda tehlikeli perilerle ve diyarın başına gelen en büyük tehlike ile karşı karşıya kalacaklardır. Peri diyarının var olması Meghan'a bağlıdır ama daha peri yanını yeni yeni tanırken diyarı koruyabilmesi mümkün müdür? Kardeşini bulup evine dönmeyi isteyen Meghan'ı bir sorun daha beklemektedir: AŞK.

"Delici bir ifadeyle ona baktım, sırıtıyordu. Bir an, dilim tutuldu. Tanrım, Buz Prensi artık şaka da yapıyordu, dünyanın sonu gelmiş olmalıydı."

Meghan | Sayfa 328

Uzuuuuun zamandır önce kapağına sonra da konusuna hayran olduğum, "bir gün Türkçe'sini de görür müyüz" diye hayaller kurduğum, Pegasus kitabı yayımlayacağını duyurduğu andan beri deliler gibi beklediğim kitaba sonunda kavuştum ☆*・゜゚・*\(^O^)/*・゜゚・*☆ Neyse ki Pegasus Yayınları'ndan çıkmış. Yoksa hem orijinal kapakla hem de bu kadar kaliteli bir şekilde çıkması pek olası değildi. Kitabı elime aldığım andan bitirinceye kadar büyük bir heyecanla okudum ve bu kadar yıl beklediğime pişman değilim. Evet, anladığınız üzere ben bu kitabı çok sevdim *-*

Bu güne kadar her türlü fantastik yaratığın içinde bulunduğu kitapların turlarını yaptık: Uzaylı, melek, ejder, geri dönen... Ama periler benim için her zaman aralarında en ilginci olmuştur. Karakterin 16 yaşında olmasından dolayı aşk odaklı bir kitap olmasından korkuyordum ama Julie bu konuda da beni hayal kırıklığına uğratmadı. İmkansız ve saf bir aşk var ama yolculuğumuz ve peri diyarını güzelliğini gölgelemiyor. Bu da hem Olurolmaz'ı hem de kitapta yeşeren aşkı daha ilgi çekici kılıyor.

Konu periler olunca özellikle Kelt Mitolojisinde pek çok mit olduğunu bilirsiniz. Su perisinden, ağaç perisine, diş perisinden çorap perisine kadar. Evet yanlış duymadınız. Adamlar her olay için bir peri uydurmuş resmen. Sirenleri bilirdim de eşyaların kaybolmasını bile periye yorduklarını görünce aşırı şaşırdım. Julie her detayı araştırmış ve hiç duymadığım türlü türlü periyi bizimle tanıştırmış bu kitapta. Beni en çok etkileyen ise Goblinler oldu. Peri deyince insanın aklına güzel ve kurnaz yaratıklar gelir ama Olurolmaz'da çok çirkin ve korkutucu periler de görmeniz mümkün. Goblin'lerin çirkinlikleri kadar konuşmalarının komikliği de ilgimi çekti. Kitabın çevirmeni Meltem Uzun'u tebrik etmek lazım. Goblinlerin konuşması okuduğum en yaratıcı çevirilerdendi =D

Olurolmaz'dan ve perilerinden bahsedip Grimalkin'i es geçmek olmaz. Öncelikle o herhangi bir kedi gibi görünebilir ama hiiiiç de normal bir kedi değil. Ya da aslında her kedi kadar kendini beğenmiş ve kurnaz mı demeli? (durun! şu anda kendimle çelişiyorum o.O ) Kitaptaki tüm karakterlerden hatta Ash'den bile (belki yüzünün diğer yarısını görmesem böyle olmazdı .·´¯`(>▂<)´¯`·. ) daha çok sevdim onu *-* Kitabı okuduğunuzda sizin da aklınıza böyle bir kedi gelecek:


Son olarak Ash mi Puck mı derseniz, tabii ki Team Ash! O benim soğuk kalpli yakuşuklum *-* Kitabı bitirdikten sonra kitaptan bir sahnenin Ash gözünden anlatıldığı İlk Öpücük'ü okumanızı öneririm. Kitap boyunca kalbiniz Ash için çarpmadıysa bile İlk Öpücük'ten itibaren fikriniz kesinlikle değişecektir ^-^ Merak etmeyin o sahneyi Pınar sizler için çevirdi *-* Okumak için tık!

Kitabı merak edenler için Pegasus Yayınları desteğiyle yaptığımız çekiliş bu geceye kadar devam ediyor. 1 kişi bu güzel kitabı kazanma şansı bulacak! Kaçırmayın derim ;) Sui Generis blogundaki çekilişe katılmak için tık!


Bunları Biliyor musunuz?

  • Yazarın Blood of Eden adında bir vampir serisi yazdığını (kesinlikle okumak istediğim kitaplardan)
  • 4 kitaplık Demir Periler serisi bittikten sonra Meghan'ın kardeşi Ethan'ın baş karakter olduğu Call of the Forgotten adında bir yan seri yazdığını
  • Demir Periler serisinin 3 novellasının birleştirilerek Iron Legends adıyla kitap olarak yayımlandığını (umarım Pegasus bu kitabı da yayımlar *-* )
  • Julie Kagawa'nın Kung Fu ve Kali eğitimi aldığını
  • Yazarın özellikle savaş sahnelerini çok sevdiğini (üstteki bilgiden sonra buna şaşmamışsınızdır belki ama kadın direk "vahşet" seviyormuş o.O)
  • Yüzüklerin Efendisi hayranı olduğunu
  • Ülkemizde Zehir Ustası adıyla çıkan Maria Snyder'ın Poison Study kitabının erkek kahramanı Valek'e aşık olduğunu (ehhh yalnız değilsin Julie)
  • Rock dinlediğini
  • Özellikle kendi kitap karakterlerinin ufak heykelciklerini yapıp Etsy sitesinde sattığını (kadın satışı başlattığı anda hepsi kapış kapış gidiyor o.O)
biliyor muydunuz? 


25 - 31 Ocak Tur Programı

25 Ocak  sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
26 Ocak sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
27 Ocak segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
28 Ocak raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
29 Ocak pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Ekstra Sahne (İlk Öpücük)
30 Ocak kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Karakter Bilgileri
31 
Ocak mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
31 Ocak thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu  -  Bunları Biliyor musunuz?

20 Haziran 2013

[Blog Tur] Doğum Lekesi - Caragh M. O'Brien | Bunları Biliyor musunuz?


Geçmişten gelen bir işaret geleceği belirleyecek...


Kitap: Doğum Lekesi
Orjinal Adı: Birthmarked
Yazar: Caragh M. O'Brien
Yayıncı: Martı
Yayın Tarihi: Mayıs 2013
Sayfa Sayısı: 480
Seri Adı: Birthmarked
Tür: Genç-Yetişkin, Distopya, Romantizm
Goodreads | Okuoku

Puanım:
 

Geleceğin dünyasında insanoğlu ikiye bölünmüştür. 

Bir yanda son derece ihtişamlı ve korunaklı hayatlar yaşayan üstün bir ırk, diğer yanda bu ırkın varlığını sürdürmek için görevlendirilmiş, zor koşullar altında yaşayan ötekiler... 

Yüzündeki çirkin yara izi yüzünden kusursuzların dünyasından ucube olarak dışlanan bir kız, bu üstün ırkın bilinmeyen gerçeklerini ortaya çıkaracak bir güce sahiptir; çünkü geleceğin kaderi, bu kıza ait eski ve gizemli bir kurdelenin ucundadır…
*spoiler falan filan içerebilir belki

Annesi gibi ebe olan Gaia, ilk doğumunu yaptığı gece hayatının tamamen değişeceğinden habersiz doğumun heyecanını ve gururunu yaşamaktadır. Ancak ilk doğumu olmasından dolayı bebeği annesinden ayırıp Anklav'a götürmekle yükümlüdür. Her ebenin 1 ayda doğurttuğu ilk 3 çocuk elit halkın yaşadığı bölge olan Anklav'a verilir. Gaia gibi fakir halk ise Anklav'ın refahı için çalışmakla yükümlüdür. Zavallı anne adayı tüm bunlardan habersiz ilk bebeğini Gaia'ya doğurttuğunda çocuğunun kendinden alınacağından bihaberdir. Annenin yakarışlarına rağmen çocuğu götüren Gaia, bu yükün altında ezilirken bebeği annesinde bırakıp tüm bunları görmezlikten gelmek ile Anklav'a karşı görevini yerine getirmek arasında kalmıştır. Ancak görevini yerine getirmemek vatana ihanetten farksızdır.

Görevini tamamlayıp evine giden Gaia'yı büyük bir sürpriz beklemektedir. Annesi ve babası Anklav askerleri tarafından evlerinden alınmış ve Anklav'a götürülmüştür. Gaia evde ailesinin yerine genç ve yakışıklı Yüzbaşı Grey'i gördüğünde şaşırıp korksa da ona elinden geldiğince yardımcı olmaya ve ailesi hakkında bilgi almaya çalışır. Yıllarını Anklav'a hizmet ederek geçirmiş ve bu güne kadar hiçbir yanlışı olmamış anne ve babası vatana ihanetle suçlanmaktadır. Gaia bunu öğrendiğinde kabullenmek istemese de bir gün gerçeklerin oraya çıkacağına ve ailesinin serbest bırakılacağına o kadar emindir ki bir süre daha görevini yerine getirmeye devam eder. Artık bulunduğu bölgenin tek ebesidir ve bu görevi en iyi şekilde yapması beklenmektedir.

Gaia tam bir saf gibi ailesinin eve dönmesini bekleyedursun en sonunda  kötü haber gelir: Anne ve babası idamla cezalandırılmıştır! Anklav'a olan güvenini ve inancını tamamen yitiren Gaia için artık ebe olmanın ya da Anklav'a karşı görevlerinin hiçbir anlamı yoktur. Onun gibilerin (özellikle de yüzündeki yara izinden dolayı) girmesinin kesinlikle yasak olduğu Anklav'a gizlice girip ailesini kurtarmaya ant içer ve böylece büyük bir isyanın ilk adımlarını atmış olur. Gaia, kendisi gibi fakir ve Anklav'ın hizmetkarları olan insanlar için bir simgeye dönüşebilecek midir? Anklav'ın haksız gücünü yıkıp tüm insanların eşit bir şekilde yaşamasını sağlayabilecek midir? Peki Anklav Gaia'nın ailesinden ne istemektedir? Geleceğin ve insanlığın kaderi Gaia'nın ellerinde. Tek yapması gereken ailesinin ona bıraktığı şifreyi çözmek!

Gözünüzü tüm yaşananlara kapatıp sadece kendi işinize yoğunlaşırsanız, asla sorgulamaz ve size söylenenlere hep inanırsanız gün gelip de ucu bir gün size de dokunduğunda işte sadece o zaman tüm gerçekleri fark edebilirsiniz. Ancak iş işten geçmiş olur. Anklav, kendi halkı için çabalarken diğer halkın ihtiyaçlarını görmezden geliyor, onların çocuklarını ellerinden alıyor. Buna rağmen Gaia bu olayların hiçbirini sorgulamıyor. Ta ki ailesi elinden alınana kadar. Aslında ailesi ilk götürüldüğünde Gaia'nın hala isyan etmiyor oluşu ve görev aşkı beni çıldırtmıştı. Yazar, biz Gaia'yı sevmeyelim ya da onun salaklıklarını görüp ders çıkaralım mı istemiş bilmiyorum ama uzun süre kızı dövesim geldi =D

Gaia'nın geç de olsa bir şeyleri idrak edişi ile cesur ve zeki bir kıza dönüşmesine şahit oluyoruz. Onun Anklav halkına karşı büyüyen nefretine ve yakalanma riskine rağmen hala bebekleri korumaya çalışmasına hayran kalmamak elde değil. Belki de bu cesur davranışı Yüzbaşı'nın ilgisini çekiyor ve onun diğer kızlardan farklı olduğunu düşünmesine sebep oluyor. Gaia'nın yüzündeki kocaman yara izinden dolayı erkeklerin kızcağızdan hep kaçtığı düşünülürse Yüzbaşı'nın bunu görmezden gelip kıza ilgi göstermesi de okuyucuyu etkilemeye yetiyor.

Gaia ile Yüzbaşı Grey'in farklı dünyaların insanları olmalarına rağmen aralarında filizlenen imkansız aşk hem ikilimize güç veriyor hem de onları hayatlarını tamamen değiştirecek seçimler yapmaya zorluyor. Yüzbaşı Grey'i gerçekten seveceğinize inanıyorum. Adam kuul ya! Kitap boyunca Yüzbaşı ne zaman ortaya çıkacak da fangirllüğüm depreşecek diye bekledim durdum *-*


"Kendine iyi bak, Gaia." dedi Yüzbaşı Grey; sesi buz gibiydi. Gaia hala ona bakmayı reddediyordu ama yanaklarının öfkeden kıpkırmızı kesildiğini hissedebiliyordu. "Gardiyanlara zorluk çıkarma. Kendi iyiliğin için," diye devam etti.
"Asıl siz kendinize iyi bakın, Yüzbaşı." dedi Gaia acı bir ifadeyle. "Nasıl yapacağınızı biliyorsanız."

Sayfa 129
#direnyüzbaşıgrey

Kitabı gerçekten beğendim. Ana karakterin tüm saf davranışlarına rağmen güzel bir konusu var. Başlarda sıkılabilirsiniz ancak ilerledikçe büyük bir iştahla kitabı okuyacağınıza eminim. Kitabın en büyük sorunu vasat düzeydeki sonu. Mantık hatalarından geçilmiyor resmen. Umarım yazarımız devam kitaplarında daha dikkatli davranmıştır.

Son olarak da Martı tarafından çıkartılan Türkçe edisyonu için bir kaç şey söyleyeyim. Martı bir süredir kitaplarının kalitesine gerçekten önem vermeye başladı. Doğum Lekesi için de durum böyle. Kaliteli malzeme ve orijinal kapak görseli kullanmışlar. Ön okumada da görüldüğü gibi sadece kapağa değil iç sayfalara da özenilmiş. Kitap resmen "Beni al!" diye bas bas bağırıyor! Kitapta konusu geçen şifreyi daha iyi anlayabilmemiz için resimler de eklenmiş. Gaia şifreyi çözmeye çalışırken ben de kendi kendime bakıp çözmeye çalıştım. Bunu yaparken de çok eğlendiğimi söylemeliyim :) Size de öneririm ^^



Kitabı merak edenler için Martı Yayınları desteğiyle yaptığımız çekiliş Pazar gecesine kadar devam ediyor. 5 kişi bu güzel kitabı kazanma şansı bulacak! Kaçırmayın derim ;) Sui Generis blogundaki çekilişe katılmak için tık!


Bunları Biliyor musunuz?

  • Yazarın kitabı ilk yazdığında seri olarak düşünmediğini ve kitabın çok daha farklı bir sonla bittiğini
  • Kitapta konusu geçen alfabeyi tersten yazarak oluşturduğu kodun aslında çocukken kardeşi Tim ile birlikte oynadıkları bir oyun olduğunu
  • Yazarın serinin film olmasını istemediğini (Gerçi sonrasında hayalindeki filmin nasıl olacağından da bahsetmiş. Belki fikri değişmiştir?)
  • Yazarın Doğum Lekesi'ni "Date of Birth" olarak çevirdiğini ve hem resmi sitesinde hem de facebook sayfasında böyle duyurduğunu
  • "Date of Birth" olarak çevrildiğini sanan yazarın bir yakınının ya da fanının bunu garipsediğini xD ( Hatta "Türk çocuklarında hiç doğum lekesi olmuyor mu? demiş)
biliyor muydunuz? 


17 - 21 Haziran Tur Programı

17 Haziran sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
18 Haziran mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
19 Haziran pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazarla Söyleşi
20 Haziran thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Bunları Biliyor musunuz?
21 Haziran raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı