24 Aralık 2016

[Blog Tur] Dark Net: İnternetin Yeraltı Dünyası - Jamie Bartlett | Tanıtım Videosu




Kitap: Dark Net: İnternetin Yeraltı Dünyası
Yazar: Jamie Bartlett
Yayıncı: Timaş Yayınları
Yayın Tarihi: 5 Aralık 2016
Sayfa Sayısı: 304
Orijinal Adı: The Dark Net: Inside the Digital Underworld
Tür: Araştırma, Kurgu dışı, Bilim
Goodreads | D&R

Puanım:


Birçoğumuzun sürekli ziyaret ettiği, zaman geçirdiği veya işlerini yürüttüğü internette; Google, Twitter, Facebook ve Amazon’un çok ötesinde, özgürlük sınırlarının zorlandığı, insanların istediği kimliğe bürünebildiği ve bu sayede istediğini yapabildiği devasa boyutta gizli bir dünya var.

Bu dünya, son derece özgür ve karmaşık olduğu kadar, aynı zamanda tehlikeli ve rahatsız edici. Üstelik, size düşündüğünüzden çok daha yakın. Jamie Bartlett son yılların en büyük sorunlarından biri olan dijital yealtı dünyasına bir maceracı gibi dalıyor ve oradan, bire bir tanıklarla edindiği deneyimleri anlatıyor bizlere. Trollerden hackerlara, uyuşturucu tacirlerinden porno yapımcılarına, siyasi fanatiklerden özgürlük taraftarlarına kadar bu çetrefilli dünyayı anlamak adına çalmadık kapı bırakmıyor. Bizler bu karmaşada yolumuzu kaybetmeyelim diye âdeta bize yol gösteriyor.

Dark Net, her gün bir şekilde kulağımıza çalınan fakat çok az bilinen ve keşfedilmemiş bir dünyaydı. Ta ki bu kitaba dek…

Tur yorumuma başlamadan önce önemli bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Kitap Oburları olarak geçenlerde 4. yılımızı doldurduk. İyi ki doğdun Obur *-* Ve bu 4 yıl boyunca hiç kurgu dışı bir kitap turlamamıştık :D Biz genelde genç kurgu okuruz biliyorsunuz. Ama başka türlerde kitaplar da okuduğumuz oluyor tabii ki. Polisiye, korku, yetişkin, yeni yetişkin, tarihi kurgu... Sanırım bir eksik tarihi romans kaldı. Şöyle gönlümüze göre bir tane bulsak onu da deneriz belki :D Genelde belirlediğimiz bir kriter üzerinden kitap seçiyoruz. Asla yerli aşk romanı almayız mesela. Wattpad kesinlikle no-no'dur bizim için. Artık yetişkin kitaplarını da almıyoruz. Biz beceremiyoruz, onu fark ettik :D Aynı şekilde kurgu dışı da ilgimizi çekmez. Zaten Timaş Yayın Grubu'ndan sevgili Canan, "Kurgu dışı turlar mısınız?" dediğinde kesin bir dille "HAYIR!" dememin nedeni buydu. Ama tabii ki kitabı seveceğimizi bilen Canan biraz ısrar etti ve kitaptan ufacık bir bilgi verdi: deep web. Bilgisayar okumuş kızım ben tabii ki ilgimi çekecekti :) Genç kitaplarını ardı ardına okuyan ve artık isyanlarda olan ekip arkadaşlarım da bu ilginç tur fikrini biraz çekinerek de olsa kabul ettiler. Şimdi ben uzun uzun bu olayı neden anlattım diye merak ettiyseniz olayın özü şu arkadaşlar: Biz kurgu dışı turladık çünkü Dark Net bir araştırma kitabının asla olamayacağı kadar güzel anlatımı olan, ilginç konusu ile 2-3 günde rahatça okunup bitirilebilecek bir kitaptı. Deneyimlerime dayanarak söylüyorum bir araştırma kitabını 2-3 günde okuyamazsınız. Ama bu kitabı okursunuz. Şimdi bunun nedenlerini ve kitabın içeriğini anlatacağım sizlere.

İnternette sadece Tor adlı tarayıcı ile girilebilen, illegal olayların döndüğü, hackerların takıldığı, aşırı iyi şifrelenen siteler var. Düşünün FBI bile kolay kolay bu sitelerde dolaşanların kimliklerine erişemiyor ya da ciddi illegal işer yapanları yakalaması çok uzun zaman alıyor. İşte internetin bu tarafına Deep Web deniyor. Peki kitabın adı neden "derin internet" değil de "karanlık internet"? Çünkü aslında yazarın anlatmak istediği şey sadece derin internet değil. Hepimizin google aracılığıyla ulaşabildiği forumlar ve facebook, twitter gibi sosyal medya platformlarının da karanlık bir tarafı var. Ve asıl olay internetin kendisi değil insanların onu nasıl kullandığı. Derin internet, interneti hükümet tarafından kısıtlanmadığı özgür bir yapıya kavuşturma ideali ile bir grup alanında çok iyi programcı tarafından yaratılmış. Tabii bu fikir çoğu programcıyı heyecanlandırmış ve çok çabuk gelişmiş. Çok iyi şifrelenmiş mailler, para yerine kullanılan bitcoinler, insanların anonim olarak var olduğu bir platform... Ama insan yapısı gereği içinde ortaya çıkmayı bekleyen bir karanlık tarafa sahip. Anonim olmanın getirdiği özgürlük de işte bu karanlığı ortaya çıkarmış. Yazar da araştırmasında bunu ele alıyor. Anonim olarak yaşadığı dijital dünyasında saplantılı, korkunç görünen insanlar gerçek hayatta korkulacak hiçbir yanı olmayan, asosyal, kibar ve hayatta hiçbir şey elde edememiş insanlar. İradesi güçlü olmayan bu insanlar özgür ve bilinmeyen olmanın verdiği rahatlıkla normalde cesaret edemeyecekleri şeyler yapıyor.

Deep web'in ortaya çıkış amacı her ne kadar masum olsa da sonuç pek öyle olmamış. Pis işlerini internet üzerinden yakalanmadan yapmak isteyen insanlar buraları mesken edinmiş. Çocuk istismarları, uyuşturucu alış-verişleri, silah ticareti, suikast listeleri, iğrenç içerikli video ve fotoğraflar... İşte güvenli bir internetin insanlara sundukları bunlar.

Peki sizin benim ulaşabildiğimiz internette ne karanlıklar dönüyor? Örneğin birkaç yıldır aşina olduğumuz bir konu olan troller, özellikle facebookta siyasi görüşü aynı olan insanları örgütleyen nefret söylemli sayfa ve gruplar, intihar eğilimli ya da zayıflayayım derken anoreksiya hastalığına yakalanan insanların takıldığı forumlar, canlı olarak cinsel şovlar yapan kızların bulunduğu siteler. Ve daha neler neler.

Kitabın çok akıcı bir anlatımı var. Öncelikle bir araştırma yazısı gibi çok fazla terimsel bilgi içermiyor ama internetin ya da deep web'in tarihini kısa kısa ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Kitabı anlamak için bilgisayar bilimi okumuş olmanıza gerek yok yani. Karanlık interneti bölümlere ayırmış ve her bölümde konuyla ilgili ciddi bir deneyim yaşamış kişilerle söyleşiler yapmış mesela. Her bölümde bir kişinin başına gelen olayları anlatıyor. Bu da kitabı kurguymuş gibi akıcı yapıyor. Bu kısımda yazarın anlatım tarzı beni çok etkiledi. Yazarın ara sıra esprili ve dürüst yanını da görebiliyoruz kitabı okurken. Ya da bir bölümde aşama aşama uyuşturucuyu "İpek Yolu" adlı şifreli siteden nasıl aldığını, sitenin mantığının nasıl Ebay, N11, GittiGidiyor gibi olduğunu öğreniyoruz. Bütün bunlarla birlikte keyifli ve öğretici bir okuma deneyimi yaşatıyor.

Kısacası araştırma kitabıymış, kurgu dışıymış demeden önce tekrar düşünün derim. Bu kitabı beğenmeyecek çok fazla kişinin olacağını sanmıyorum çünkü. Şahsen ben bölümüm olmasına rağmen bu güne kadar "Bir Tor tarayıcısı kurayım da deep web'de gezeyim," dememiştim. İnsan tırsıyor ister istemez. Ucundan kıyısından böyle bir deneyime ortak olmak benim adıma eğlenceliydi. Keşke çok daha derinlere inseydik demiyor değilim tabii :) Ama yazarın asıl amacı okura deep web'e nasıl girilir, siteler şunlardır, şu şekilde gezmelisiniz şeklinde kılavuzluk yapmak değil. Bu nedenle tadı damakta kalan, daha çok araştırma isteği uyandırsa da insanın gözünü korkutmaya devam eden şahane bir kitap olmuş. Okuyun, okutun gençler :)

Not: Şu yorumu yazmadan önce çok detay vermeyim, uzun uzun yazmayayım diyordum. Yine destan yazmışım. Tamamını okuyabilenleri tebrik ediyorum :P

Kitabın konusunu öğrendiniz ama biraz daha bilgilenmek istiyorsunuz. Öyleyse aşağıdaki videoyu izlemenizi öneririm.


Bu da benim hazırladığım tanıtım videosu.

25 Mayıs 2016

[Blog Tur] Kan ve Tuz - Kim Liggett | Tanıtım Videosu

Korkmak iyidir. Yaşamak için hâlâ bir nedenin olduğu anlamına gelir.

Kitap: Kan ve Tuz
Orijinal Adı: Blood and Salt
Yazar: Kim Liggett
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayın Tarihi: Mayıs 2016 
Sayfa Sayısı: 360
Seri Adı: Blood and Salt #1
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik, Gizem, Romantizm

Puanım:
 

Kan ve Tuz… Ash Larkin'in annesinin, uzun süredir kaçtığı ruhani halkına geri dönmeden önce ağzından çıkan son kelimelerdi. Annesini arayan Ash'in yolu Quivira'ya düştüğünde, zamanın ötesindeki bu kasabada uğursuz ve kadim bir şeylerin varlığı onu tutsak etmişti.

Ash bir yandan, atalarından kalan, kavuşamayan âşıklarla ve ölümle, simyayla ve ölümsüzlükle bezenmiş anılarla başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da sırlarla dolu ve kan bağıyla yasaklanmış Dane'den uzak durmaya uğraşıyordu.

Bu esnada Quivira halkı 500 yıldır süregelen bir törene hazırlanırken, Ash sadece annesini kurtarmak için değil kendisi için de savaşmak ve çok geç olmadan Quivira hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak zorundaydı. Tamamen kan ve tuzla sarıp sarmalanmadan önce…

Bu kitabın haklarının alınışı, kitabın yurtdışında çıkması, çeviriye girmesi sonra yayına hazırlanması falan tüm aşamalar gözümün önünde gerçekleşti aslında. Nedense o zamanlar pek ilgimi çekmemişti. Korku-gerilim türlerine hep uzak durmuşumdur zaten. Sonra İzmir Kitap Fuarı'nda elime kitabın ön okuması geçti. Yabancı Yayınları yine cicili bicili basmış, kitap alanların poşetine atıverelim diye. Bir okuyayım dedim ve daha ilk sayfasıydı, kitabın ilk cümlesi beni benden aldı: "Ölü kız mutfak masamızın üstünde tepetaklak asılı duruyordu." Büyük bir merakla stanttaki işimi bırakıp okumaya devam ettim tabii ve o diğer cümle geliverdi: "Ölü kızlar sadece bana aitti." Ortada böyle ürkütücü bir başlangıç varsa o kitabın turunu istememek gibi bir lüksünüz kalmıyor. (Merak edenler kitabın ön okumasını Sui Generis blogunda bulabilirler.)

İşin aslı böyle bir ilk bölümden sonra düşüncem Anna: Kan Giyinmiş Kız tarzı bir romanın beni beklediği yönündeydi. Ancak daha çok Derin Sularla Şeytan Arasında gibi bir kitap çıktı karşıma. Kan ve Tuz tam anlamıyla korku romanı değil. Ürkütücü ve mistik bir havası var, kabul. Hatta aralara sıkıştırılan şiirsel anılar öyle çok yakışmış ki kitaba. Gel gelelim ilerleyen bölümlerde o ürkütücü havasını kaybedip bize gotik bir Romeo ve Juliet hikayesi sunuyor. Yani korkmak için almayı düşünüyorsanız almayın bu kitabı. Korkacağınızı düşünerek uzak durduysanız ise geri dönün; çünkü romantizme doyacağınız gizemli bir hikaye sizleri bekliyor.

"Kuzgun derinlere gömülmüş sırların müjdecisidir; atalarımızın anılarının koruyucusudur ve ölümün habercisi olarak bilinir. Kuzguna hükmeden kadın, dünyaya hükmeder."
İşaretler ve Kehanetler | Sayfa 20

Konusu zaten tanıtım yazısında yeterince açık bir şekilde anlatılmış. Yeniden yazarsam muhtemelen spoiler vereceğim ve kitabın tüm büyüsü bozulacak. O nedenle bu seferlik pas geçiyorum. Kitapta gözünüze çok sık takılacak iki şey var: kuzgun ve mısır. Özellikle mısırdan gına gelebilir. İngilizce tanıtım yazısına bakanınız olduysa Stephen King'in Mısır Çocukları eseri ile Romeo ve Juliet'in harmanlandığı bir kitap olduğundan bahsedildiğini görmüşsünüzdür. Yalan! Neyse ki bizim yayıncımız akıllı da Mısır Çocukları'nın M'sini tanıtım yazısına eklememiş. Vallahi taşlanırlardı. Kitaba, "Bu kitap korkunç." dediğinde o kitap korkunç olmaz sayın yazar. Bunu bil. Ufaktan tüylerimi diken diken etmiş olabilir. Bazı sahneler kesinlikle bunu başarmış ama bu korkutmaya yetmiyor. Sırf karakterler habire mısır tarlalarında geziyor diye de Mısır Çocukları kitabıyla bir benzerlik kurulmaz. Deli misiniz kuzum o.O Kuzgunlar da her gotik kitabın olmazsa olmazı tabii onu da mısırların üzerine serpiştirdik mi tamamdır :) Bu ikili kitapta olmasa da olurmuş. Zaten kitabın ana unsuru siyah kurdele. Ah o kurdele... diyor ve susuyorum. Okuyun -_-

Beklentiler bir kitabın bazen güzel yanlarını görmenize engel olabiliyor. Korku beklentisiyle okunuyorsa büyük hayal kırıklığı yaratacağı kesin. Ama romantizm arayanlar bu kitapta lanetli bir aşkı, birlikte olmaması gereken iki genci bulacak. Bu kitabın en güzel yanı ise kolay kolay tahmin edilemiyor oluşu. Şahsen klişelerden bıkmış biri olarak yeni ve farklı bir anlatım, tahmin edilemeyen bir kurgu arayan benim için bu kitap gerçekten güzeldi. Yabancı Yayınları'nın harika ciltli baskısı ve Aslı Dağlı'nın tertemiz çevirisi de kitabın diğer güzel yanları tabii. Sanırım iki kitaplık seri olacak. Devamını okumayı dört gözle bekliyorum.

Not: Bu sefer ne hikayeden ne karakterlerden bahsettim. Ödüm koptu çünkü spoiler veririm diye. Kıymetinizi bilin :P


Tanıtım Videosu

Aşağıdaki ilk video tarafımdan yapıldı. Bu sefer kitabı anlatan bir metin oluşturamadım. Ben de kitabın o güzel şiirsel tarzını görebileceğiniz bir alıntı ekledim videoya. Ürkütücü ama korkutucu değil. Umarım beğenirsiniz.

İkinci video ise yazar tarafından yayınlanan yabancı tanıtım videosu. Kitaptaki aşk ve tabii ki mısırlar ön planda. Özellikle sonu şok edici. Kitapla ne kadar ilgilidir tartışılır ama videoya bakıp kitabı okumak istemeyecek az kişi vardır sanırım. Onlar da benim gibi korku sevmedikleri için istememişlerdir.



16 Ağustos 2015

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Tanıtım Videosu




Kitap: Kafes
Orijinal Adı: Bird Box
Yazar: Josh Malerman
Yayıncı: İthaki Yayınları
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayın Tarihi: Ağustos 2015 
Sayfa Sayısı: 330
Tür: Gerilim, Korku, Post Apocalyptic

Puanım:
 

Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?
4 yıl önce dünyada ilginç bir olay yaşanmaya başladı. İnsanlar bir anda deliriyor, sevdiklerini ve kendilerini öldürüyorlardı. Bunun sebebinin bir virüs mü yoksa garip bir yaratık mı olduğu bilinmiyordu. Kahramanımız Malorie tam bu zamanlarda kaza eseri hamile kalmış, ablasıyla yaşayan genç bir kadındı. Başlarda yaşananlara karşı kayıtsızdı ama sevdiklerinin birer birer ölmesi ve çocuğunu koruma isteğiyle daha güvenli bir yere gitmeye karar verdi. Gazetedeki bir ilanda gördüğü eve doğru yola koyuldu. Gittiği evde uyması gereken kurallar vardı: Yaratıkların içeri girmesine izin verme, dışarıdayken sakın gözlerini açma. Yeni evinde yeni arkadaşlarına uyum sağlamaya çalışan Malorie, bir gün erzaklarının biteceğini ve dışarıya, yaratıkların olduğu yere çıkmaları gerekeceğini biliyordu. Bilmediği ise yaratıkların çok yakınlarında olduğuydu. Güvenli hiçbir yer kalmamışken ve yeni insanlar eve akın ederken Malorie artık kime güvenebileceğinden emin değildi. 

Arkadaşlarını kaybeden kahramanımız 4 yıl sonra çocukları Oğlan ve Kız'la evden ayrılmaya karar verdi. Bu yolculuk için yıllardır çocuklarını eğiten Malorie, karşılarına çıkacak tehlikeleri, etraflarındaki yaratıkları ve gözlerini asla açmamaları gerektiğini biliyordu. Malorie, ev arkadaşları ve 4 sene önce yaşananlar aklına gelirken çocuklarını da yanına alarak bilinmeyene doğru yola çıktı.

"Oradan ayrıldık çünkü bazı insanlar gelecek en küçük bir haberi beklerken bazıları kendi haberlerini yazar."
Tom | Sayfa 114

Turu ilk aldığımızda tırsmadım değil. Ben ki korku filmi izlemem, kitaplarını okumam, uykusuz geceler geçirmeyeyim diye sabahtan okumaya başladım kitabı. Ama benim adıma korkunç değildi. Ama evet, ürkütücüydü. Bu ikisi arasında ince bir çizgi var. Korku kitapları okuyorsanız size bir sır vereyim: Josh Malerman bir Stephen King değil :P Tabii bu kitabı sevmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Çünkü çok özgün bir kurguyla karşı karşıyayız. Göz bağları olmadan dışarı çıkamayan insanlar, sadece tek bir bakışla insanı delirten yaratıklar, ilginç bir duyma eğitimi almış adı olmayan kardeşler ve yıllar geçse de kopmayan güçlü bir dostluk bağı... Ahhh bu kitap ne güzeldi böyle *-*

Kitabı ürkütücü yapan yaratıklarla ilgili yazarımızın ser verip sır vermemesi. Bu da okurun kendi hayal gücünü devreye sokuyor. Her insana göre korkunç yaratıklar farklı görünüyor olabilir. Bazısı cinleri hayal eder, bazısı uzaylıları ya da hayaletleri... Bu da aslında kitabın neden korku türünde olduğunu kanıtlıyor. Kendi kafamızda kurduğumuz yaratıktan korkuyoruz tüm kitap boyunca. (Ben nedense beyaz ışıklarla çevrili hayaletimsi bir şeyin hayalini kurdum. Sanırım ondan korkmadım o.O)

"Detayları sen ekliyorsun. Neye benzediklerini sen uyduruyorsun, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir bedene ve şeye ayrıntılar ekliyorsun. Belki de yüzü bile olmayan bir şeye gerçek bir yüz veriyorsun."
Malorie | Sayfa 277

Bir diğer ürkütücü olay ise yaratığın burnunun dibinde olduğunu bilip ona bakamıyor oluşun. Ki insan dediğin meraklıdır, illaki ya neymiş bu diye bakar ne olduğuna. Ama yok, Malorie bu konuda çok sabırlı çıktı. Göz bağı ile yazarın karanlık korkusuna da gönderme yaptığını düşündüm ben. Sonuçta insanların çoğu karanlıktan göremedikleri bir canavarın yanlarında oluşundan ve onu göremiyor olduklarından dolayı korkmazlar mı? Orada bir canavarın olduğunu düşünürsünüz ama o canavar size hiçbir şey yapmaz. Ama illaki ışığı açıp onu kaçırtmak istersiniz. Göz bağları da kendi karanlık dünyanıza açılan kapı, ancak bu sefer canavardan korunmak için karanlıkta kalmalısınız.

Kafes'i çok sevmiş olsam da 1 puan kırmadan edemedim. Kitabın bana göre en büyük sorunu öngörülebilir oluşuydu. Karakterlerin başına gelecekler, birinin sakladığı sır vs. çok barizdi. Bu da gerilim unsurunu bir yerden sonra ortadan kaldırdı, ne olacağından çok ne zaman olacağını merak eder oldum. Belki siz bunları önceden tahmin etmezsiniz. Ama benim için kitabı sıkıcılaştıran bir durum oldu.

Kitabın film hakları çoktan alınmış. Siz de okurken bana hak vereceksiniz, bundan film olmaz :D Karakterlerin göremediği şeyi biz görürsek korku filmi olsa bile kitabın o belirsizliğini tamamen ortadan kaldırmış olurlar. Kitapta tarif edilmeyen bir şeyin filmde gösterilmesi de kitabı önceden okumuş olanlar için hayal kırıklığına sebep olabilir. Şu ara popüler olan her kitaba atlayan yapımcıların işin bu kısmını henüz fark etmemiş olduğunu ama zamanla anlayıp filmden vazgeçeceklerini düşünüyorum.


Tanıtım Videosu


14 - 17 Ağustos Tur Programı
14 Temmuz   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
15 Temmuz   sohbetedecekkimseyok.blogspot.com |  Kitap Yorumu
15 Temmuz   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Temmuz   pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz? 
16 Temmuz   thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
17 Temmuz   segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

4 Mayıs 2015

[Blog Tur] Kızıl Yükseliş - Pierce Brown | Tanıtım Videosu


Kitap: Kızıl Yükseliş
Yazar: Pierce Brown
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Çeviri: Selim Yeniçeri
Yayın Tarihi: Nisan 2015 
Sayfa Sayısı: 448
Serinin Adı: Kızıl İsyan #1
Tür: Distopya, Fantastik, Genç Yetişkin

Puanım:



Ben dünyaları ateşe verecek kıvılcımım. Ben zincirleri kıracak çekicim. Ben halkımın ve esaret içinde yaşayan herkesin umuduyum. Çünkü biliyorum ki insan kendini köleleştiren adaletsizlikle özgürleşemez.

Gelecekte, renk kodlarına göre sınıflara ayrılmış Toplum'un en alt sınıfını Kızıllar oluşturmaktadır. Diğer bütün Kızıllar gibi Darrow da, Mars'ı yeni nesiller için yaşanılır bir gezegen haline getirdikleri inancıyla günlerini madenlerde çalışarak geçirmektedir. Üstelik bunu severek ve isteyerek yapmakta, kanı ve teriyle çocuklarına daha iyi bir dünya bırakacağına inanmaktadır.

Ancak Kızıllar kandırılmıştır. Darrow, halkının yozlaşmış yönetici sınıfın kölesinden başka bir şey olmadığını keşfettiğinde adalet özlemi ve kaybettiği aşkının anısıyla hırslanır. İnsanlığın yeni nesil Altın hükümdarlarının güç için mücadele ettiği efsanevi Enstitü'ye sızmak için her şeyden vazgeçer. Hayatı ve medeniyetin geleceği pahasına en başarılı ve en vahşi Altınlarla rekabet etmek zorunda kalacak olan Darrow'un düşmanlarını yenmek için artık yapmayacağı şey yoktur… Bu, onlardan birine dönüşmek anlamına gelse bile.

Huzur içinde yaşayabilirdim. Ama düşmanlarım bana savaş getirdi.

Darrow bir Cehennemdalgıcı'dır. Kızıllar içinde saygı duyulan bir unvan olabilir belki ama Altınlar'a göre bir köleden farksızdır. Kızıllar Mars'a ilk adım attığından bu yana onlara çok büyük bir görevin verildiğine inanmışlardır: Mars'ı yaşanacak bir gezegen haline getirmek. Mars'ın derinliklerinde yaşayıp bu amaç uğruna çalışırlar. Görev tamamlandığında onlara vaat edilen gezegende mutlu bir hayat yaşayacaklarına inanmışlardır ama bu büyük bir yalandır. Altınların Dünya'yı bozguna uğratıp yönetimi ele geçirmesi ve diğer tüm renklerden üstün duruma gelmesi ile toplumda renklere göre bir hiyerarşi piramidi oluşmuştur. Bu piramidin en üstünde Altınlar her dilediklerini yaparken, en altında Kızıllar köle gibi çalıştırılır. Kızıllar bu gerçeği bilmeseler de Altınlara ve onların yalanlarına inanıyor ve onların her türlü emirlerine uyuyorlardır. Darrow da bu yalana inanır, ta ki aksini iddia eden biricik karısı Eo ölene kadar... Eo'nun ölümünden sonra Darrow için her şey değişir. Gerçekleri görmüş ve intikam almaya yemin etmiştir. Artık Kızılların yükselişi için elinden gelen her şeyi yapacak, gerekirse renginden bile vazgeçecektir.

"Ben Azrail'dim ve ölüm de gölgemdi."
Darrow | Sayfa 303

Zincirleri kırın!

Kızıl Yükseliş, halkını özgürleştirmek için düşmanın arasına katılan bir adamın isyanının ve intikamının hikayesini anlatıyor. Kendi halinde yaşayan, kurallara uyan, ailesinin ölmemesi için her şeye göz yuman bir genç iken Azrail'in kendisine dönüşen Darrow, enstitüde Altın imperatorların dikkatini çekmek için her şeyi yapıyor. Bir yandan kendi kalesini koruyup iç isyanları bastırmaya çalışırken diğer yandan yeni kaleler fethedip esirlerini kendine köle yapıyor. Kitapta savaş stratejilerinden bol bol bahsediliyor ki bana göre kitabın en güzel yanı bu. Darrow ve Altın arkadaşları kaleleri fethetmek ve bu oyunda birinci gelmek için ilginç yollara başvuruyor. Bütün bu zaman boyunca Darrow, Altınların içinde de iyi insanların olabildiğini fark ediyor. Kızılların yükselişi başladığında bu insanları nasıl öldürecek?

Kitabın Açlık Oyunları'na benzettiğim çok sahnesi olduğunu kabul etmek gerekir ama bana göre bir erkeğin elinden çıktığı için çok daha sert ve acımasız bir kitap olmuş. Böyle kitaplara bayılan birisi olarak kalbimi hem kitabınla hem de masmavi bakışlarınla fethettin Pierce (´▽`ʃƪ)♥ Öhüm neyse ilan-ı aşkımı bir kenara bırakıyor ve kitaptan konuşmaya devam ediyorum. 

Kitap ilginç karakterlerle dolu ama bana göre en özeli Sevro'ydu. Uluyanların başı ve enstitünün en kana susamışlarından biri. Hem zeki hem de çevik olmasına rağmen Darrow'a sadakatle bağlı. Bir diğer karakter güzel, zeki ve asil kızımız Kısrak. Onun hakkında ne desem spoiler olacağından susuyorum :P Ayrıca Titus, Pax, Cassius gibi pek çok iyi düşünülerek yaratılmış karakter kitapta sizi bekliyor. Hepsinin okunmaya değer hikayeleri var.

"Çelik güçtür. Para güçtür. Ancak bütün dünyalarda esas güç, kelimelerdir."
BaşVali | Sayfa 444

Kızıl Yükseliş'in okuru hikayenin içine çeken bir anlatımı var. Darrow şeytanca hamleler yaparken dudaklarımda pis bir sırıtmayla olabilecekleri tahmin etmeye çalışıyordum ←~(o `▽´ )oΨ (Nasıl etkilenmişsem...) Kitabın çevirisini de beğendiğimi söyleyebilirim. Başta bazı yerlerde "bu neden böyle" diye düşündüğüm hatta kitaba adapte olmakta zorlandığım oldu ama İngilizcesine bakınca bunun yazardan kaynaklı olduğunu anladım. O da konu ilerledikçe beni rahatsız etmemeye başladı. 

Üç kitaplık Kızıl İsyan serisinin ikinci ve üçüncü kitapları ise Golden Son ve Morning Star. Serinin son kitabının yurtdışında çıkmasına daha çok var. Ama umuyorum biz 2015 yılı bitmeden Golden Son'ın Türkçesine kavuşuruz.


Tanıtım Videosu


02 - 05 Mayıs Tur Programı

02 Mayıs   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
02 Mayıs   fanboyungunluguu.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Renkler ile İlgili Bilgi
03 Mayıs   sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
03 Mayıs   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
04 Mayıs   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
04 Mayıs   thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
05 Mayıs   pinucciasbooks.blogspot.com |  

22 Mart 2015

[Blog Tur] Trendeki Kız - Paula Hawkins | Tanıtım Videosu


Kitap: Trendeki Kız
Yazar: Paula Hawkins
Yayıncı: İthaki Yayınları
Çeviri: Aslıhan Kuzucan
Yayın Tarihi: Mart 2015 
Sayfa Sayısı: 360
Orijinal Adı: The Girl On The Train
Tür: Gerilim, Polisiye, Psikolojik

Puanım:



Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi.

Rachel, kocasından ayrılmış ve yakın arkadaşıyla yaşamaya başlamıştır. İşi ve evi arasındaki yolu banliyö treniyle katetmektedir. Her gün trenin durduğu istasyonlardan biri olan kocasıyla yaşadığı semte geldiğinde bir çiftin hayatına izinsiz girmiş oluyordur. Her gün onların mükemmel görünen hayatını izler, hatta onlara isim bile vermiştir: Jess ve Jason. Alkolik olduğu, eski çevresinden tamamen koptuğu ve özellikle de hala aşık olduğu kocasından boşandığı için Rachel bu çifte imrenmektedir. Ta ki Jess, Jason'u aldatana kadar. Rachel olayın tek tanığı olarak Jess diye adlandırdığı Megan'ın kaybolduğunu gazetelerden öğrenince bildiklerini polise anlatmaya karar verir. Ancak bunu yaptığı andan itibaren kendini bu davaya adayıp Megan'ın dünyasına dahil olur. Kendisini hiç ilgilendirmeyen bu davada aslında büyük bir rolü olduğundan habersizdir.

Trendeki Kız, üç birbirinden sinir bozucu kadının bakış açısından anlatılıyor hikayeyi. Rachel, alkolik ve burnunu başkalarının işlerine sokan, saplantılı, aciz bir kadın. Megan, iyi bir kocası olmasına rağmen bir türlü mutlu olamayan, geçmişinde yaşadıkları yüzünden psikolojik sorunlar yaşayan ve kocasını aldatan bir kadın. Anna, Rachel'ın kocasını evliyken ayartmış, boşanmasına sebep olmuş ve bundan hiçbir zaman rahatsızlık duymamış bir kadın. Bu üç karakterin bir hikayeyi anlatması okuru kesinlikle kitaptan soğutmalı diye düşünürsünüz ama işte tam da bu anda yazarın başarılı anlatımı ve kitabın sağlam kurgusu devreye giriyor ve ortaya böyle başarılı bir eser çıkıyor. Tebrikler Paula!

Megan kayıp ve karakterlerden birinin bunda parmağı var. Paula kitabın başından itibaren kartlarını açık oynuyor. Kimlerden şüpheleneceğimiz hep belli ama hangisi gerçek zanlı. Aslında daha başlarında suçluyu bulmuş olabilirsiniz ama yazar öyle güzel etkiliyor ki, her bölümde tahmininizden biraz daha sapıyor, başkalarından şüphelenmeye başlıyorsunuz. Bunun dışında Megan'ın anılarında yaşanan bazı olayların kitabın sonunda başka bir şekilde yaşandığının anlaşılması ile yazar okuru ters köşe yapmayı başarıyor. Dahiyane, değil mi?

Trendeki Kız her ne kadar başarılı bir kitap olsa da puan kırdığım bir yanı var. Anlatımın güzelliğine rağmen kitap olayların yavaş ilerlemesinden dolayı biraz durağan. Bu da tam anlamıyla bir polisiye etkisi yaratmıyor, aksine psikolojik gerilim romanı olduğunu söylemek daha doğru olur. Zaten polislerin yardımından çok üç kadının hayatından kesitlerle olayı çözmeye çalışıyoruz. Hatta ben hiçbir romanda bu kadar başarısız polis karakterler görmemiştim. Rachel da olmasa işleri iş =D

Türünün başarılı bir örneği olan Trendeki Kız, yazarın çıkış kitabı ve film hakları çoktan alındı. Sinemaya nasıl uyarlanır bilmiyorum ama izleyeceğim kesin.


Tanıtım Videosu


18 - 22 Mart Tur Programı

18 Mart   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
19 Mart   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
20 Mart   sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
21 Mart   thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu
22 Mart   pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu

18 Aralık 2014

[Blog Tur] Marslı - Andy Weir | Tanıtım Videosu


Kitap: Marslı
Yazar: Andy Weir
Yayıncı: İthaki Yayınları
Çeviri: Emre Aygün
Yayın Tarihi: Aralık 2014 
Sayfa Sayısı: 415
Orijinal Adı: The Martian
Tür: Bilimkurgu, Macera

Puanım:
 

O, DÜNYANIN EN ÜNLÜ ADAMI. SORUN ŞU Kİ, DÜNYADA DEĞİL.

Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

NASA'nın Mars'a insanlı uzay aracı göndermeyi planladığını biliyorsunuzdur. Hatta ilk proje olan Ares I 2011'de iptal edilmiş ve 5 Aralık 2014'te ilk adım atılarak insansız test amaçlı Orion aracı fırlatılmıştı. İşte tam da Orion fırlatılmışken yakın gelecekle ilgili harika bir bilimkurgu romanı elime geldi ve ben de ayıla bayıla hatta kahkahalar ata ata okudum. Marslı'dan bahsediyorum tabii ki :D

Kitabın konusuna gelirsek, NASA Mars'a 3. insanlı keşif aracını (Ares 3) yollamış ve 6 astronotun her birinin bu projede ayrı bir görevi var. Ancak kum fırtınası yüzünden daha 6. Solda (Mars'taki her güne verilen ad) proje iptal ediliyor ve astronotlar MTA'ya (Mars'a Tırmanma Aracı) doğru yola çıkıyorlar. Ancak bir anda Mark Watney'in göğsüne iletişim çanağından kopan antenlerden biri saplanıyor ve onu ekip arkadaşlarından uzağa fırlatıyor. Diğer astronotlar Mark'ın öldüğünü düşünerek fırtına devirmeden MTA'ya ulaşıyor ve eve dönüş yolculuğa başlıyorlar. Tabii bilmedikleri şey Mark'ın tesadüfi gelişen bazı olaylar sonucunda hayatta kaldığı. İşte hikayemiz böyle başlıyor.

İletişim çanağı kaybolduğu ve dünya ile iletişim sadece o çanak sayesinde kurulabildiği için Mark'ın yaşadığını haber verme imkanı yok. Bir sonraki Ares ekibi 4 yıl sonra Mars'a varacağından o zamana kadar hayatta kalması gerekiyor. Hub'da ihtiyacı olan çoğu şey var: su, oksijen, vitaminler... Ama yiyecekleri iradeli kullanması durumunda bile sadece 400 gün onu idare edebilir. Mark da Mars'a gelme görevini hayatta kalmak için kullanmaya karar veriyor. O, ekibin botanisti ve teknisyeni. Yani Mark tam da ihtiyacı olan bilgilere hatta daha fazlasına sahip. Tabii oksijeni, suyu, yiyeceği olmayan bir gezegende sadece NASA'nın ürettiği Hub'a bel bağlayarak yaşayamayacağını görünce tehlikeye girip bazı deneyler yapabiliyor ya da Hub içinde oluşturduğu patates tarlasını ekip biçebiliyor. Tabii tüm bunları yaparken günlük tutmadan da edemiyor ki bu günlükleri okuyoruz biz de.

"Bir yerde bir kere mahsul yetiştirdin mi, orayı “resmi” olarak kolonize etmiş olduğunu söylüyorlar. Yani teknik olarak, ben Mars’ı kolonize ettim. Kapak olsun, Neil Armstrong!"
Mark Watney | Sayfa 168

Bu kitapta biyolojiye, kimyaya, fiziğe hatta bilgisayar yazılımına doymaya hazır olun. Yiyecek sıkıntısı ile başlayıp Hub'daki bazı sorunlarla devam eden olaylarda sırasında çok fazla teknik bilgi veriyor yazarımız. Bu belki başka bir romanda sıkıcı olabilirdi ama Mark'ın eğlenceli karakteri sağ olsun merakla hatta arada ettiği küfürlerle eğlenerek öğreniyoruz bu bilgileri. Her eğitimci Mark'ı örnek alsa bu ülkede ne bilim adamları yetişirdi kim bilir! =P

Mark'ı nasıl açıklayabilirim bilemiyorum. Çok eğlenceli bir adamı Mars'a atın ve ne kadar çabalarsan çabala burada öleceksin deyin. Ben olsam muhtemelen daha en başında pes ederim ama Mark pes etmek nedir bilmiyor. Arada bir kısa öfke nöbetleri geçirse de her daim plan peşinde ve hayatta kalmak için her türlü tehlikeye girmeye hazır. Moralini bir an bile bozmayışı ve çok zeki oluşu sayesinde hayatta kalmayı başarıyor kahramanımız. Sonra bir bakıyoruz NASA'ya bile kafa tutar olmuş. Kısacası Marslı'yı okumaya başladığınız anda Mark'a aşık olmanız an meselesi sayın okurlar. Adam koli bandından "İleri Seviye Üretim Tekniği" diye bahsediyor yahu! Böyle şekerlik mi olur (。♥‿♥。)

"Evet, koli bandı neredeyse atmosfersiz ortamda da işe yarıyor. Koli bandı her yerde işe yarıyor. Koli bandı sihirlidir ve ona tapınılması gerekir."
Mark Watney | Sayfa 250

Gerçekçi kurgusu, eğlenceli anlatımı ve herkesin gönlünde taht kuracak ana karakteri ile Marslı, bu sene okuduğum en iyi kitaplar arasına girmiş bulunuyor. Lise son sınıfta olsam muhtemelen şu anda astronot olma planları yapıyor olurdum. Ciddiyim =D



Tanıtım Videosu

15 - 18 Aralık Tur Programı

15 Aralık   pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
16 Aralık   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
16 Aralık   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
16 Aralık   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
17 Aralık   sssuigenerisss.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Film Hakkında
17 Aralık   segesegese.blogspot.com |  Kitap Yorumu
18 Aralık   sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
18 Aralık   thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu

1 Kasım 2014

[Blog Tur] Hiçliğin Kıyısında - J.A. Redmerski | Tanıtım Videosu


Tesadüf, yazgıya verilen hayali bir isimden ibarettir...


Kitap: Hiçliğin Kıyısında
Yazar: J. A. Redmerski
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Çeviri: Süreyya Çalıkoğlu
Yayın Tarihi: Ekim 2014 
Sayfa Sayısı: 467
Seri Adı: Hiçliğin Kıyısında #1
Tür: Yeni Yetişkin, Günümüz Aşk

Puanım:
 

Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır.

Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?

Etrafımızdaki her şeyden herkesten bunaldığımız, sıkıldığımız anlar vardır. Sanki saatli bir bombaymış da her an patlayacakmış gibi hissederiz. İşte bu anlardan birinde sadece gerekli olan bir kaç parça kıyafet ve eşyayı küçük bir çantaya sığdırıp bilmediğiniz bir istikamete yol aldığınızı düşünün. Önemli olan gittiğiniz yer değil, yalnız kalıp düşünebilmek. İşte Camryn Bennett'in de yaptığı tam olarak bu. Aşık olduğu çocuğu 1 sene önce kaybetmiş. Üstüne bir de abisi hapse girip ebeveynleri boşanınca geriye sadece çocukluk arkadaşı kalmış. Her şey daha da kötüye gidemez derken bir anda en yakın arkadaşını da kaybedince Camryn çareyi oradan uzaklaşmakta buluyor. Aklına gelen ilk yere otobüs bileti alan kızımız, bu yolculuk sırasında yakışıklı bir yabancı ile tanışıyor: Andrew Parrish. Andrew hayli sinir bozucu ve sevimli birisi. Yolculukları sırasında Andrew'un da düşünmek ve bir şeylerden uzaklaşmak için bu yolculuğa çıktığını öğreniyoruz. Andrew, bu güne kadar okuduğum yeni yetişkin kitapları içinde en sevdiğim erkek karakter oldu diyebilirim.

"Teşekkür ederim. Her şey için... Giysilerini katlamak yerine çantaya tıkmamı sağladığın için, arabada uyanmayayım diye müziği kıstığın için, restoranda şarkı söylediğin için. Bana yaşadığımı hissettirdiğin için."
Camryn | Sayfa 267

Ruh eşinizi bulduğunuzda artık çok geç kaldığınızı anlarsanız ne yaparsınız? Andrew, Camryn'e birlikte yolculuk etmeyi ve anı yaşamayı teklif ettiğinde Camryn hiç düşünmeden kabul ediyor. Keyifli bir yolculuğa çıkan ve birbirlerini daha yakından tanımaya başlayan karakterlerimizin kafasında tek bir şey var: Onu sevebilirim ama sevmemeliyim. Camryn'in sebeplerini bilsek de Andrew'un neden böyle düşündüğünü, neden aşık olmaktan bu kadar korktuğu halde Camryn'den bir türlü ayrılamadığını anlayamıyoruz uzun süre. Andrew'un sakladığı sır ne? Camryn, kendini ona teslim edebilecek mi? Tüm bu soruların cevaplarını öğrenebilmek için kitabı okumanız gerekiyor *-*

Yürek daima akla galip gelir. Her ne kadar pervasız, intihara meyilli, mazoşist olsa da her zaman istediğini yaptırır.
Andrew | Sayfa 358

Yeni Yetişkin türünde çok sık kitap çıkar oldu. Aslında böyle bir türde bildiğim ilk kitap The Edge of Never olmasına rağmen en son çıkan olunca o arada bu türden soğumuş bulundum. Kitapların konuları hep birbirine benzediği ve içinde en az erotik kitaplardaki kadar cinsellik barındırdığı için bu kitabın da diğerleri gibi ilgimi çekmeyeceğini düşünmeye başlamıştım. Yanılmışım. Camryn'in yolcuğu beni büyüledi. Kitabın kurgusu, o yolculuk teması, özgürlük hissi ve anlatılan aşkın diğer kitaplar gibi basit olmayışı beni öyle çok etkiledi ki kitabın sonunun oldubittiye getirilmesinden puan kırmaya gönlüm el vermedi. Karakterlerin yolculukları sırasında kendimi kaptırıp aptal gibi sırıttğım da oldu, çaldıkları şarkıları farkında olmadan mırıldandığım da (klasik rock candır :P ). Özellikle karakterlerimiz The Civil Wars'ın en sevdiğim şarkısı Hollow Barton'ı birlikte söylemek için pratik yaptıklarında günlerce o şarkıyı çalıp durdum evde. Her şey çok güzel derken yazar tabii ki yaptı yapacağını. Kitaba kendimi çok kaptırdığımdan mıdır bilmiyorum ama neyin geldiğini anlayamadım bu sefer. Genelde hep tuttururum şu sonları ama Andrew'un sırrına hazırlıksız yakalandığımı  itiraf ediyorum. Ben daha farklı şeyler düşünmüştüm. Bir anda tüm ruh halimi değiştirip saç baş yolmama sebep olduğun ve son bölümde yaptığın nanik için teşekkürler Jessica Redmerski -_- Lanet olsun sana!

Kitabın sonu için belki aranızda daha farklı bitmeliydi diyenleriniz olacaktır ama ben bu halinden memnunum :D Eğer farklı bitmiş olsaydı kesin puan kırardım. Diğer yandan sonunu oldubittiye getirmese fikrim değişebilirdi.

Serinin ikinci kitabı The Edge of Always geçen sene yurtdışında çıktı. İki kitaplık seri olduğu için beklemeyi düşünenlere peşinen söyleyeyim beklemenize hiç gerek yok. Evet, karakterlerimizin hikayesinin devamı ancak ilk kitabın bir sonu var. Merak etmeyin ^-^


Tanıtım Videosu

Youtube'da çokça fan videosu bulabilirsiniz ama bence en güzeli benim yaptığım (çok da mütevazıyımdır) =P

27 Ekim - 2 Kasım Tur Programı

27 Ekim   mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
28 Ekim   raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
29 Ekim   sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Ekim   kutsalyorumcu.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar
31 Ekim   thcodex.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanırım Videosu
01 Kasım pinucciasbooks.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Yazarla Söyleşi
01 Kasım sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu
02 Kasım tugceninkitapligi.com  |  Kitap Yorumu - Bonus Sahne